Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği

.

.

 
 

TEK BOYUTLU OLARAK “BAŞÖRTÜSÜ” ÜZERİNDEN TANIMLANAN ÇEVRENİN

SOSYAL ARKA PLANI

Prof.Dr. Naci Bostancı

(Ankara Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi)

 

Bu araştırma sonuçları alanda neler yaşandığı, ne tür eğilimler bulunduğu, olup bitenlerin nasıl algılandığı konusunda bize fikir verebilecek bir çalışma olarak görülebilir.

Araştırmaya konu olan kadınların %57’si bekar.

Geleneksel dünyaya ilişkin davranış kodlarından birisinin erken evlenme olduğu dikkate alındığında araştırma ekseninde ortaya çıkan % 57’lik grubun bekâr olmasının başörtülülerin çeşitli nedenlerle evliliğe mesafeli durduğunu gösteriyor. Evlilik yaşının yükselmesi, kadınların evliliğe kendilerinin karar vermelerini ve eğitim yoluyla toplumsal bir yer edinme, “ ekonomik bağımsızlığını kazanma ” arzuları da bağımsız, tekil bir hayatın destekleyicileri olarak ortaya çıkıyor.

Belki bunların yanına başörtüsüne dayalı siyasal sonuçların evlilik bakımında bir engel oluşturması, sahip oldukları eğitim, donanım, nihayet bunların bir sonucu olarak toplumsal yer algısı ile gerçekten bulundukları konum arasındaki mesafenin de yine “ dengi ” bir evlilik bakımından zorluklar yarattığı muhakkaktır.

Kadınların % 64’ e yakını üniversite mezunu veya daha üst bir eğitime sahip.

Eğitimle bilinçlenme arasında kurulan ilişkiye hak verecek olursak, bu kişilerin büyük kısmının birilerinin manipülasyonuyla değil kendi karar ve rızalarıyla başlarını örttüklerini düşünmemiz gerekiyor.

Genel anlamda elbette toplumsal hayatın etkilenme süreçleri başörtülü kızlar ve kadınlar için de işliyor, ancak bunun ötesinde başörtüsü ekseninde özel bir etkilenme halini aramak çok anlamlı gibi gözükmüyor.

Örneklem evrenindeki kadınların neredeyse yarısı çalışıyor.

Çalışmayanlara bunun nedeni sorulduğunda büyük kısmı öğrenci olduğunu beyan ediyor, bunun hemen arkasında ise başörtüsü sorunu var. Çalışmak isteyip başörtüsü yasağı dolayısıyla çalışmıyor oluşlarının altını çizmek lazım. Çünkü geleneksel anlayışla karışık kutsallık yorumunda kadının hane içi rolleri üstlenmesi övülür. Oysa buradaki insanlar öğrenci oluşlarını ve hayat tarzlarından kaynaklanan bir engelleme halini çalışamamalarının gerekçeleri olarak ifade etmektedirler. Bu durumun modern bir tutumun göstergesi olduğu söylenebir.

Türban değil başörtüsü

Araştırma: kavram olarak başörtüsünün benimsendiğini, liseden sonra ( kastedilen geleneksel eğilimin değil, bir politik bilinçlendirmenin ürünü olarak yapıldığı anlamında ) başörtüsü takanların sadece % 21 olduğu, deneklerin % 60’ının kendi kararıyla başlarını örttüklerini bildirmelerine rağmen bunun bir aile eğilimi olarak belirdiğini ortaya koymaktadır.
Bu veriler kamuoyundaki yaygın tartışmaların aksine başörtüsünün “ siyasal ” bir mahiyet taşımadığı tezini doğrulamaktadır. Ancak gerçekte başörtüsü ya da türban, hangisin kullansak fark etmez, bu örtü siyasaldır, fakat siyasete böyle netameli bir anlam yüklemek yanlıştır.

Çünkü her şey siyasaldır, her türlü kılık kıyafet siyasal pozisyona ilişkin çağrışımlara sahiptir, başörtüsünün siyasal bir gösterge olması onun daha baştan mahkûm edilmesini, gizli niyetlerin habercisi olarak okunmasını gerektirmez. “ Başörtüsü siyasal bir semboldür ” iddiasının sadece “ siyasal ” olması dolayısıyla bir suç oluşturduğu ifadesi kabul edilemez. Bir göstergenin suç sayılabilmesi için hiç şüphesiz “ siyasal ” olmanın ötesinde anlamlar taşıması, meri hukukla çelişik niteliklerinin bulunması gerekir.

Başörtüsü yasağına karşı ciddi bir direniş ve tepki mevcuttur.

Yasağın kişinin hayatına yönelik çok kesin sonuçlar doğurucu etkisine rağmen deneklerin % 40’ ı başlarını açmamış, %55’ i ise daha sınırlı bir esneklik göstermişler, bir temel tutum olarak başlarını örtmeye devam etmişlerdir. Peruk takan % 20‘ lik kitlenin bu durumda yaşadığı kimlik kargaşasını, kimi mekânlarda başörtüsünü açarken diğer yerlerde kapayanların sürdürdüğü ikili yaşamın bu kuşaklar üzerindeki etkisini düşünmek gerekir.

Yargıya güven

Başörtüsü takanların önemli bir kısmı hem siyasal hem de hukuki bir sorun olan bu konuda yargıya yeteri kadar güvenmemektedirler. Bu güvensizliğin tahrip edici bir boyut taşıdığı, gerek toplumsal gerek siyasal ilişkiler bakımından aleniyetin yanı sıra paranteze alınmış kimi mahrem itirazlara, öfkelere yol açtığını bir kenara not etmek gerekir. Yine de deneklerin yarısı sorunun mevcut sistem içinde çözülebileceğine ilişkin olumlu tutumlarını değerlendirmek gerekir. Bunu da toplumsal ve siyasal düzene entegrasyon doğrultusunda bir temel referans olarak değerlendirmek gerekir.

Başörtüsü yasağının psikolojik etkileri

Başörtüsü konusundaki yasaklamaların ve ağır baskının başörtüsü takanlar üzerinde ne kadar tahrip edici etkiler yarattığını burada görmekteyiz. Bu yüzden yaşanan kişilik zedelenmesi, ailevi mağduriyet, iş bulamama, arka plana atılma, psikolojik sıkıntı, topluma yönelik güvensizlik belli başlı sorun alanlarıdır. Diğer türden mağduriyetler, farklı muameleye uğramak, sokakta taciz edilmek, okulda tacize uğramak, eğitimini yarıda kesmek biçimindedir. Başörtüsünün doğurduğu mağduriyetlerden birisi de, kişileri oldukları hal ile olmak istedikleri hal arasında daha derin bir mesafe algılamaları biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Bunun baş nedeni olarak başörtüsünün görülmesi, ödenen bedele, uğranan mağduriyete karşılık gelen bir inanç ve keskinlik halini desteklerken, aynı zamanda daha iyi bir hayatı reddetmiş olmanın ezikliğini de paradoksal olarak taşıyan karmaşık kişilikler doğurmaktadır.

Avrupa Birliği’ne Yaklaşımlar

Başörtüsü takan insanların büyük çoğunluğunun Türkiye ‘de yaşama arzusu, ikinci sırada ise AB ülkelerini bildirmeleri onların yaşamak istedikleri topluma ilişkin “ köktenci ” arzular içinde olmadıklarının işareti olarak değerlendirilmelidir. Yaş gençleştikçe hem başörtüsü konusunda daha fazla esneklik gösterilmesi hem de AB’ ye daha yakın durulması, bir yanıyla muhafazakâr tutumlarının oturmamış, kimliğin yapı taşı haline gelmemiş olmasıyla açıklanabilirken, diğer yandan da bu kişilerin daha modern bir İslam yorumuna sahip olmalarıyla anlaşılabilir. Modern İslam yorumu derken kastedilen, çoğulcu toplum eğilimi, modern hayata yakın duruş, nihayet İslam’ın daha esnek bir şekilde algılanmasıdır.

Başörtüsü ile AB projesine destek arasındaki ilişkide görülen, Türkiye ortalamasının altında bir AB desteği olmakla birlikte ( % 40 gibi ) bu oran dahi anlamlıdır ve dikkat çekici derecede önemlidir. Çünkü gerek AB ülkelerinde İslam’ a yönelik olumsuz bir toplumsal dalganın, gerekse bu kesimde yer alan insanlardan batıya karşı kayıtlı ve eleştirel bir tutumlarının varlığı bu oranı daha da aşağı çekmek bakımından baskılayıcı bir etkiye sahiptirler.

Başörtüsü ve Modernite

Başörtülü kadınların arkadaş seçiminden eş seçimine, hane içi iş bölümüne, erkek ve kadınların eşitliğine dair son derece modern fikirleri, başörtüsü takmadan da dindar olunabileceğine dair liberal eğilimleri başörtüsünün ima ettiği siyasal konumlanmanın modern niteliklerinin ifadeleridir.

Deneklerin siyasette kadın adaylara yönelik bir dikkatlerinin olması, demokrasiye özellikle düşünce ve ifade özgürlüğü olarak görmeleri, dine odaklı demokrasi okumasının % 20 düzeyinde bulunması yine modern değerlerin başka tezahürleridir.

Siyasete yönelik ancak dörtte bir oranına ulaşan ilgi ise, “ siyasetten hoşlanmama seçeneğinin deneklerin yarısı tarafından işaretlendiği dikkate alındığında ” siyasetten yorgun düşmüş olmalarıyla da bağlantılı olsa gerektir.

Not: Buradaki metin konuşmacımızın özeti olup metnin tamamına ana sayfadan Türkiye’nin Örtülü Gerçeği III’den ulaşabilirsiniz.

 

 

panelistlerin sunduğu
tebliğlerin özeti

Ord. Prof. Dr. Richard Falk
Prof. Dr. Naci Bostancı
Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne
Prof. Dr. Hilal Elver
Prof. Dr. Melek Göregenli
Dr. Ayşe Güveli
Doç. Dr. Ferhat Kentel

 

 

 

 

 

araştırma sonuçları
ve
tebliğler

  Türkiye'nin Örtülü Gerçeği I

  Türkiye'nin Örtülü Gerçeği II

  Türkiye'nin Örtülü Gerçeği III