EKİM AYI
PROGRAMLARI
11 Ekim
Cumartesi Saat:11:30’da İhsan Atasoy ile
“Peygamberimizin örnekliğinde hayatımızı nasıl
yaşamalıyız” konulu seminer programlarının ilkini
gerçekleştireceğiz.
16 Ekim Perşembe
Saat:13:30’da Prof. Dr. Muhsin Demirci ile Tefsire
başlıyoruz.
23 Ekim Perşembe
Saat:13:30’da Nur Hayat Artıran ile ayda bir MESNEVİ
programları başlıyor.
1Kasım Cumartesi
Saat:11:30’da Engin Noyan ile “Esmaül Hüsna’nın
mahiyeti ve hayatımızdaki yeri ve önemi” konulu
seminer programı düzenlenecektir.
MEDENİYETLERİN KAVŞAK NOKTASI; iRAN
15-22 Mayıs tarihlerinde sıla tur ile İran’a gittik.

Çok
eski bir medeniyete sahip olan İran sınır komşumuz da
olmasına rağmen siyasi ve dini mülahazalarla çok yakın
durmadığımız, biraz yok saydığımız, birazda korktuğumuz bir
ülke olması hasebiyle turizm açısından yeterli ilgiyi
görmemiş. Son zamanlardaki gündeme gelişi ise ABD –İran
gerginliği vesilesiyle oldu. Öteden beri görmeyi istediğim
İran’ı, Bağdat gibi bir akıbete düçar olmadan önce gidip
görme arzum daha bir öne çıktı. Belki de ABD’nin dış
politikasına bir tepkiydi bu. Sonunda İran’a gitmeye karar
verdiğimizde öncelikle çevremizden tepki aldık. Sonra da
insanların İran’a gidip “fişlenme” korkusu yaşadıklarına
şahit olduk. Aslında özgür olmadığımızı ve bir takım
korkuların bizi yönettiğine dair düşüncelerim ilk Kudüs
seyahatinde ortaya çıkmış olsa da bu defa bu duygum iyice
pekişmiş oldu. Aslında gitmek isteyipte belli korkulardan
ötürü gidemeyenleri geride bırakarak çoğu bayan 33 cesur
kişiyle İran’a doğru yola çıktık. İran sınır komşumuzdu ama
doğrusu onu basının yanlı haberlerinin dışında pek de
tanımıyorduk. İran denilince baş açma yasağı, Şia oluşları
ve Osmanlı ile tarih boyunca Ortadoğu’da lider olma
çekişmeleri ilk aklıma gelenlerdi. Tabi bir de çok eski bir
medeniyete sahip oldukları. Ama bu sonuncusu hakkında hiçbir
bilgim yoktu.
İSFAHAN NİSFİ CİHAN
Seyahatimizin ilk durağı İran’ın önemli sanat eserlerini
barındıran ve Selçuklu hanedanları döneminde de başşehir
olan İsfahandı. Güzelliği ile bizi büyüleyen İsfahan
gecesiyle gündüzüyle ayrı bir atmosfer sunuyor insana.
Şehrin ortasından akan ve şehre hayat veren Zayende
Nehri farklı zamanlara ve medeniyetlere ait pek çok
taş köprüyü barındırıyor üzerinde. Bunlardan en önemlisi
1602 tarihinde yapılmış olan 300 metre uzunluğundaki
Si-o-se Pol (33 sütunlu köprü) köprüsüymüş. Taş
köprüler, nehrin mavi suları ve nehri çevreleyen davetkâr
park görülmeye değecek kadar güzel bir ambiyans oluşturmuş
durumda. Yapılan ışıklandırma ile geceleri de bir gezme ve
eğlence yerine dönüşen nehir insanları kendine çekmede çok
başarılı. Bizlerde bu davete bigâne kalamadık ve bütün
yorgunluğumuza rağmen gece boyunca nehrin kenarından
ayrılamadık.
İsfahan Cuma Camii
İran’da ilk
büyük şaşkınlığı doların yaygın kullanımını öğrendiğimizde
yaşamıştık. Üstelik yıllardır ambargo uygulayıp İran’ı sık
sık tehdit eden Amerika’da yaşamak isteyenlerin çok olduğunu
öğrenmekte hayal kırıklığı yaratmıştı. İkinci şaşkınlığı ise
Büyük Selçuklu Şaheseri olan ve büyük bölümü Melikşah
zamanında (1072-1092) tamamlanan İsfahan Cuma camiinde
yaşadık. Zira bizim örtülerimiz mescide girmek için yeterli
değildi. Onların çador dedikleri geleneksel giysiyi giymek
zorundaydık. Bize Türkiye’deki başörtü yasağını hatırlatan
bu uygulamadan hiç memnun olmadık. Ama yine de çadoru
öylesine üzerimize alarak ancak camiye girebildik.
Sokaklara
baktığınızda İran’da başörtü takma mecburiyetinin özellikle
yeni nesil tarafından sessizce protesto edildiğini
hissedebilirsiniz. Gerçekten örtülü olanla olmayan hemen
fark edilebiliyor. Yasaklarla bir yere varılamayacağı hem
İran’daki, hem Türkiye’deki uygulama ile açıkça görülüyor.
Bir de bunu yetkililer görebilse diye düşünmeden edemiyoruz.
İran’da her şehirde bir Cuma Camii
bulunuyormuş. Bunlara Cuma Camii denmesinin nedeni ise her
şehirde Cuma namazının kılındığı büyük bir camiinin
bulunmasıymış. Cuma namazının oranın mülki amiri tarafından
kıldırılması ve hutbede toplumsal ve siyasal konulara da yer
verilmesi Cuma namazlarına ayrı bir anlam da yüklemekte.
İran’da namazlar günde 3 vakit cem edilerek kılındığı ve her
şehirde büyük bir camii olması nedeniyle öyle Türkiye’deki
gibi çok ezan sesi duyulmuyor. Eğer bir şehirde birkaç büyük
tarihi cami varsa, Cuma camii olarak kullanılmayanlar müzeye
dönüştürülmüş oluyor. Yani Türkiye’deki gibi adım başı bir
camiye rastlamıyor, biri bitmeden öteki başlayan ve hale
hale semaya yükselen ezan sesleri de duyulmuyor. Buradaki
cami süslemeleri de Türkiye’dekinden çok farklı. Genelde
camiler kubbeler ve minareler
de dahil olmak üzere boydan boya muhteşem çinilerle
donatılmış ve imamların -ki peygamber
torunlarıdır-kabirlerinin bulunduğu kısımlar ise kırık
mozaik aynalarla süslenmiş. Yani camilerin bizim alışık
olduğumuz sade işlemelerden çok uzak ışıltılı ve ihtişamlı
bir görüntüsü var. Camii işlemelerinin abartılı olması
arkadaşlar arasında tartışma konusu bile oldu. Camilerin bu
şaşaalı halinin ibadetleri hakkıyla ifa etmede perde
oluşturabileceği düşünüldü. Ancak bana göre farklı
kültürlerin kendi kutsallarını farklı bir üslup, mimari ve
süsleme ile ortaya koymasında şaşılacak bir şey yok. Zira
İranlı kadınlar da Türk kadınlarına göre daha süslü. Onların
süsleme anlayışı tarihi yapılara bu şekilde yansımış olması
anlaşılabilir bir durum.
İmamların kabirlerinin bulunduğu mescidler çok büyük
alanlara yapılmış ve gece-gündüz, çoluk-çocuk ibadet edilen
mekânlar haline getirilmiş. Buralarda fotoğraf çekmek yasak.
İranlıların coşkusu ibadetlerine de yansıyor. Farklı
bölümlerde farklı ibadetler yapılıyor, mescidi nebevide ki
gibi imamın kabrinin yanına girilip dualar ediliyor,
mersiyeler okunuyor, namazlar kılınıyor. İran’da Hz. Ali'ye
verilen değeri ezanlarında ve camii işlemelerinde adının
yazıldığı çinilerde görmek mümkün.
yazının devamı >>>
|
Türkiye'nin
Örtülü Gerçeği
BASINDA ÇIKAN HABERLER
panelistlerin sunduğu tebliğlerin özeti
Ord.
Prof. Dr. Richard Falk
Prof. Dr.
Naci Bostancı
Prof.
Dr. Mümtaz’er Türköne
Prof. Dr. Hilal Elver
Prof. Dr. Melek
Göregenli
Dr. Ayşe Güveli
Doç. Dr. Ferhat
Kentel

araştırma sonuçları
ve
tebliğler
Türkiye'nin
Örtülü Gerçeği I
Türkiye'nin
Örtülü Gerçeği II
Türkiye'nin
Örtülü Gerçeği III

28
Ocak pazartesi SKY TV’de
yayınlanan ve sunuculuğunu
Lala Şıvgın’ın
yaptığı “Hafta
Başı”
programının konukları arasında
Ayla Kerimoğlu’
da yer aldı. Diğer konuşmacılar Av.
Kezban Hatemi,
TBB Başkanı
Özdemir Özok
ve Faik
Bulut
idi. Başörtüsü yasağının üniversitelerde serbest kalmasının
Türkiye açısından artı ve eksileri değerlendirildiği
programda laiklik ve başörtüsü, yasağın hukuki zemininin
olup olmadığı, yapılan düzenlemelerin çözüm olup olamayacağı
konularına da değinildi.
31
Ocak Perşembe
“İslam Dünyasında Kadın” konusu bağlamında “Duvarların
Arkasında” belgeselinin “MISIR” bölümü belgeselin
yapım ve yönetmenlerinden Aslıhan Eker rehberliğinde
seyredildi. Programda Mısır ve Türkiye kadınlarının
benzerlikleri-farklılıkları, Mısır kadınının dünyayı
algılayışı ve yaşadığı sorunlar üzerinde duruldu.
31 Ocak
Perşembe
uluslar arası yayın yapan Fransız televizyonu TV 24’ün
muhabiri derneğimizi ziyaret ederek çalışmalarımız hakkında
bilgi aldı ve başörtüsüyle ilgili yapılan hukuki
düzenlemelerle ilgili düşüncelerimizi içeren çekimler ve
röportajlar yapıldı.
 |