Hazar Eğitim Kültür ve
Dayanışma Derneği |
| . | |||||
|
|
|||||
|
|
Sivil Toplum ve Hazar Grubu Dr.
Zeynep Karahan Uslu
Bizim
coğrafyamızda ise, Osmanlı’dan günümüze sivil
toplumun serpilip gelişmesi Batı’dakinden farklı bir
serüven içerisinde ve kendi özgünlüğü temelinde gerçekleşmiştir.
Osmanlı devletinde çağın özgün şartları çerçevesinde,
devletin dışında devletten özerk kurumların varolması
pek mümkün olmasa da; Devletin yönetim yapısı, bugün
sivil toplumun üstlendiği işlevlerin loncalar, tarikat
vb. dini kurumlar gibi hayatın en ücra alanlarına kadar
nüfuz eden aracı kurumlar “marifetiyle” gerçekleştirilmesini
gerekli kılmaktaydı. Ayrıca çok-etnisiteli ve çok-dinli
Osmanlı devletinin farklılıkları uzlaştırabilme
yetenek ve tecrübesi, ancak farklılıklar temelinde oluşabilecek
sivil toplum kültürünün oluşması için önemli bir
miras bırakmıştır. Böyle
bir mirasa sahip olunmasının da etkisiyle özellikle
geride bıraktığımız son 20 yıl içerisinde, tüm dünya
ile birlikte Türkiye’de de sivil toplumun yeniden keşfine
tanık olunmuştur. Bugün artık gelişmiş bir
demokrasinin üzerinde yükseleceği zemin olarak birey kültürünün
ve gelişmiş bir sivil toplumun varlığı zorunlu kabul
edilmektedir. Özgürlükçü demokratik bir
siyasal/toplumsal sistem ancak sivil toplum-devlet-birey
ilişkisinin belirli değerler temelinde kurulması ve
güvence altına
alınmasıyla mümkündür. Gelişmiş bir sivil toplumun
varlığı, siyasal katılımı seçimlerin ötesine geçirerek
aktif yurttaşlar aracılığıyla, temsil mekanizmasının
ötesinde de demokrasiyi mümkün kılmaktadır. Ayrıca 21. yüzyılın en önemli gücü olan ve bir toplumun bireyleri arasındaki güven duygusunun yaygınlığına bağlı olan “sosyal sermaye”nin varolabileceği ve gelişebileceği zemin, ancak sivil toplumun biçimlendirdiği bir devlette mümkün olabilir. Sosyal sermayenin kazanılması “bir toplulukta ahlaki normların hakim olmasını, sadakat dürüstlük gibi erdemlerin kazanılmasını ve bireylerin birbirine güven esasına dayalı işbirliğini gerekli kılar[1]” ki; bu da ancak sivil toplum aracılığıyla mümkün olmaktadır. Bu bağlamda; Türk sivil toplum kültürü içerisinde kadın kuruluşlarını ayrı bir yere oturtmak gerekmektedir. 1909’da kurulan ilk kadın derneği Teali-i Vatan Osmanlı Hanımlar Cemiyeti (Vatanı Yükseltmek İçin Osmanlı Hanımlar Cemiyeti)’nden[1] bu yana kadın kuruluşları, eğitimden sağlığa yardım faaliyetlerine kadar Türkiye’de önemli toplumsal kazanımlar sağlamaktadır. Kadın kuruluşlarının üstlendiği roller ve yerine getirdiği işlevler o günden bugüne çeşitlenmiş ve gelişmiş bulunsa da; ülkemizde hala gönüllülük esasında ve farklılıklar temelinde örgütlenmiş uzun soluklu tecrübelerin eksikliği hissedilmektedir.
[1] Fukuyama, Francis, Güven, İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2000, s.42
[1]
Van Os, Nicole A.N.M., “Osmanlı Müslümanlarında
Feminizm”, Modern
Türkiye’de Siyasi Düşünce C. I, Cumhuriyete Devreden
Düşünce Mirası: Tanzimat ve Meşruiyetin Birikimi,
Mehmet Ö. Alkan(ed.), İstanbul: İletişim Yayınevi,
2001, s. 345 |
|