Adem
yeryüzüne indirildikten sonra, dünya önceleri bir düşüşü
temsil ederken, pişmanlık ve tevbe ile başlayan sürecin
sonunda, insanoğlu ilahi uyarılarla, dünyanın esas
mahiyetini, hakikatini kavramış, böylece dünya anlam
değiştirerek insanoğlunun ait olduğu yere yükselmesi
için bir vasıta haline gelmişti.
Fakat
şeytan vardı ve hep olacaktı. Daima insanoğluna
olumsuz telkinatta bulunacak, amacına ulaşıncaya kadar
da bu işin sonunu bırakmayacaktı.
Olumsuzlukların
kaynağı olan şeytanın tuzaklarını aşmak, boyunduruğu
altına girmemek için hakikatin bilgisini öğrenmek ve
bunu yaşamak gerekir.
Bir
insan modern çağın standartlarına göre, daha çok
bilerek, diğer insanlardan ayrıcalıklı ve güçlü
olur. Belki bu bilgi insanı kuvvetli kılar, zengin hale
getirir dolayısıyla ona tahakküm hakkını da verir.
Fakat bu gidişat sonucunda insanı “eşref-i
mahlukat” yapan bilgi ve değerler tahrip edilip yaşamın
gayesi saptırıldığında kirlenmiş, yozlaşmış bir dünyayla
karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olur.
Onun
için bir noktayı anlayıp ayırmak çok önemlidir. O da
“neyi bilmek ve neden bilmek”tir. Bilgi değil
bilgeliktir önemli olan.
Bütün
kainat istifadesine sunulan insan, yaşadığı ortamı
tahrif edip, karanlığa boğarak dayanılmaz hale
getirmeden, ilahi hakikat doğrultusunda, bu süreci daima
olumlu yönde aydınlığa kanalize etme çabası içinde
olmalıdır.
İşte
yüklendiğimiz misyon açısından önemli olan, hiçbir
olumsuz telkinata kanmadan, doğru istikamette, kararlı
bir şekilde yürütecek bilgiyi edinmektir.
Biz
“Hazar Grubu” olarak yitirilmiş olan değerleri
tekrar kazanabilme yolunun, öğrenmek ve daima hakikate yürümek
olduğunu düşünüyoruz. “Bunu
en güzel şekilde nasıl yapabiliriz? ” sorusunun cevabını
yine sağlam ve isabetli kaynaklara başvurarak bulmaya çalıştık.Bütün
bu çalışmalar, öğrenebilmek, öğrendiklerimizi
pratik hayata geçirebilmek içindi. Ve yine öyle olacak!
İnsanlık
tarihi boyunca gerek olumlu gerek olumsuz yönde değişim,
daima kaçınılmaz olarak gerçekleşmiştir. Şimdi biz,
önce fert sonra toplum olarak dünyaya gönderilişimizin
esas mahiyetini kavrayıp, sorumluluğumuzun bilinciyle,
olumlu yönde değişime katkıda bulunmalıyız. Fert ve
toplum
olarak saplandığımız tüm olumsuzluklardan arınmalı
ve bunu gerçekten iyiliğin tesisi için yapmalıyız.
Çünkü biz biliyoruz ki “Allah kendi özlerinde olanı
değiştirmeden, bir topluluğun durumunu değiştirmez.”
13/ Rad –11
Çabamız
öncelikle sorumluluk alanımızı bilmek, ahlaki ölçüler
içerisinde kendi düşünce dünyamızı düzenlemek, değerlerimizi
tespit edip o doğrultuda yaşamaktır.
Ümitliyiz,
çünkü ilk insana değişmesi için verilmiş fırsat,
şimdi bizim elimizde...