İslam’a
göre insanın iki yönü vardır. Biri insanın dünyevi
yönüne işaret eden bedeni, diğeri ilahi boyutu olan
ruhu.
Aydınlanmayla
birlikte insanın bu iki özelliği birbirinden ayrıştırılarak
ilahi öz yok edildi ve insanın
beşeri yönü “Tanrı”laştırıldı. Bu yeni
tanrı, dünya cenneti vaad ediyordu. Böylece dünyanın
hakimi olduğu iddiası ve hırsıyla, gücü ve serveti
ele geçirebilmek için tabiatın her türlü zenginliğini
hunharca kullanmaya başladı.
Bu
köklü zihniyet değişikliği bütün dünyada anlam ve amaç kaybına
yol açarken buna uygun yeni bir yaşam tarzının projesi dayatılmaya
başladı.
Dünya cenneti vaadiyle yola çıkan
insanoğlu, geliştirdiği
teknolojiyle doğaya sahip olma ve tabii kaynakları ihtiraslı bir şekilde
kullanma yarışı yüzünden, tabiatı tahrip ederek dünyayı koşar
adım cehenneme sürüklemeye başladı.
Böylece
Kur'an-ı Kerim'in Rum suresi 41. ayetinde geçen "İnsanların
elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde denge bozulur;
Allah da belki geri dönerler diye yaptıklarının bir kısmını
kendilerine tattırır." ikazı, adeta bütün yönleriyle
tecelli etmiş oldu.
Bugün
karşılaştığımız çevresel
sorunlar; aslında bugüne kadar yaptığımız sosyolojik
düzenlemelerin, ekolojik düzlemdeki ifade biçimleridir.
Bugün emperyalist batı medeniyetinin ulaştığı son nokta da şiddet,
cinayet, madde bağımlılığı, tecavüz, hırsızlık, intihar vs.
korkunç boyutlara varmış bulunuyor. Adaletsiz ve hukuksuz
uygulamalar sonucu “terör” gittikçe yaygınlık kazanıyor.
Dünya artık güvenli bir yer olmaktan çok uzak.
Büyük
bir anlamsızlığa düşen “özgür”, modern insan
Weber’in ifadesiyle kendi oluşturduğu “demir kafese” hapsolmuş
durumda, derin bir bunalım yaşıyor.
Seküler
bir ifadeyle Sanki doğa, “İnsan Tanrının” kendisinden zorla aldığı
zenginliğinin intikamını alıyor. Ve dünya bütün insanların tüketime
kurban edildiği karanlık günleri yaşıyor.
Ve
Türkiye....
Elitlerimizin
Batı medeniyetine şeksiz şüphesiz imanları yüzünden Dünya da
yaşanan bütün bu olumsuzlukların Türkiye’de de iz düşümleri
yaşanıyor.
Modernizmin
ön gördüğü yaşam biçimlerini dayatmak adına, medya vasıtasıyla
yeni kültürel kodlar ve davranış modelleri empoze ediliyor.
80 öncesi topluma dönük idealleri
olan gençlik yerine, kapitalist yaşam tarzının hedeflendiği ve
toplumsal iddiaları olmayan çıkarcı bir gençlik oluşturulmak
isteniyor.
Bunun için müzik, cinsellik, futbol, pop ve magazin yaygınlaştırılarak
- liberal - fırsatçı – seküler yaşam felsefesi olan televole
kültürü yaygınlaştırılıyor. Böylece toplumun ve
özellikle gençlerin sahici konularla ilgilenmesi engellenerek,
zihnen zayıflatılıyor
ve toplumsal muhalefet
duyguları törpülenerek tektip toplum yapısı oluşturulmaya çalışılıyor.
Aslında
bütün bu çalışmalar meyvesini vermiş durumda. Yapılan araştırmalar
insanımızın ulvi gayelerinin yerini kısa yoldan ve bir ahlaki kaygı
duymadan para kazanmak ve lüks yaşamak gibi hedeflerin almış olması,
tüketim kültürünün zihinlerimizi iyice işgal ettiğini
gösteriyor. Ahlaki ölçülere göre yaşamak ya da insanlara faydalı
olmak, en azından başkalarının haklarına riayet etme gibi
erdemlerin artık gerici, ilkel ve amiyane tabirle “enayilik” sayıldığı
günlerden geçiyoruz. Seküler sistemlerin ürünü olan bu zihniyet
zafiyetleri bizleri kuşatmış durumda.
Öyle ki
maalesef bu zihniyetin çocuklarımıza dahi az- çok sirayet etmiş
olduğunu müşahade ediyoruz.
Böylece değerlerinden ve geleneğinden kopartılan Türkiye
ve Ortadoğu hem bir sömürgeye dönüştürülüyor hem de
Dünyanın bu bunalımına alternatif olabilecek İslam, devre dışı
bırakılıyor.
Peki biz ne yapabiliriz?
Bizler
kıyamete 5 kala elindeki fidanı dikmekle emrolunmuş bir dinin
mensubuyuz.
İdealleri uğruna at üstünde ölümüne kadar savaşan bir neslin
çocuklarıyız.
600 yıl dünyaya hükmetmiş bir medeniyetin temsileriyiz.
Ve dünyayı kurtarabilme yetisine sahip olabilen tek canlı
türüyüz.
O halde ertelenemez ve devredilemez bir sorumluluğun sahibiyiz.
Bizim
büyük iddialarımız yok ama üzerimize düşen sorumluluğu yerine
getirme mecburiyetimiz var; Ruh beden bütünlüğümüzü korumak,
çocuklarımızı bu bilinçle yetiştirebilmek,
toplumda iyiliğin ikamesi için çaba sarfetmek,
bize emanet edilen hem beşiğimiz hem mabedimiz olan dünya
ve nimetlerinin bütün insanlığa verildiği şuuru ile
tabiata saygılı davranmak,
üzerimizde oynan oyunların bir parçası hatta kuklası olmak
istemiyorsak, bundan korunma metodlarını geliştirmeye azmetmek
gibi.
Bunun için
Kimliğimizi, Değerlerimizi ve değerlerimizin zeminini oluşturan
vahyi ve bu vahyin ürünü olan medeniyetimizin bilincine varmak,
gücümüzü imkanlarımızı ve zaaflarımızı tespit ederek yeni
bir diriliş ruhuna katkıda bulunmak hedefimiz olmalı.
İşte
bizler bu ulvi hedefe ulaşabilmek için temsil yeteneğimizi arttırabilmek,
dayanışma içinde birbirimizden güç alarak birlikteliğin feyzini,
bereketini, dostluğunu paylaşabilmek ve bu uzun ince yolda
motivasyonumuzu kaybetmeden birlikte yürüyebilmek için Hazar çatısı
altında toplandık.
Çünkü
Hazar bir direnişin bir dirilişin öyküsüdür,
Bir
varolma mücadelesidir,
Kişinin
kendi iç alemine yaptığı bir yolculuktur,
İğneyle
kuyu kazar gibi sabırla ve gayretle hakikati bulma çabasıdır,
Yaşamaya,
üretmeye, yaratılana ve Yaratana duyulan sorumluluğun somut
ifadesidir,
Dostluğa,
kardeşliğe açılan penceredir,
Dünyaya
açılan kucak, ilme duyulan saygıyla büyüyen bir ekip çalışmasıdır,
Hazar
biziz, Hazar sizsiniz, Hazar bu prensipler doğrultusunda çalışan
herkesdir.
Allah
çalışmalarımızı makbul, mesayilerimizi bereketli eylesin.
Allah’ın
yardımı, lütfu, merhameti üzerimize olsun ve doğru yoldan ayırmasın.
HAZAR
GRUBUNUN AMACI

Toplumun
yarısını oluşturan fakat tamamını yetiştiren hanımlar, aslında
geleceği inşa edenin kendileri olduğunun bilincine vararak, bu
sorumluluğu yerine getirebilecek bilgi, erdem ve sevgiyle donanarak
hem kendilerine hemçocuklarına hem de topluma faydalı olmalı
diyerek 1993 Kasım ayında çalışmalarına başlayan Hazar Grubu: Kadınlarımızın
sosyal hayata katılımını teşvik ederek,aktif çalışmalar yapan
kadın sayısına müspet yönde katkıda bulunmayı, bilinçli
ve sorumluluk sahibi insanlar olarak, ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri
yakından takip etmeyi, problemlerinin çözümünde dayanışma
içinde olmayı, ülkesini seven, milli-manevi değerlerine bağlı
gençliğin yetişmesine yönelik çalışmalar yapmak suretiyle, gençlerimizin
enerjilerini faydalı işlere kanalize etmeyi amaç edinmiştir.
Yaşamak bir sorumluluktur önermesinden hareketle, bu
sorumluluğu yerine getirebilecek bilinç düzeyine erişebilmek
için,
yaşadığımız zamanın ruhunu tanımak, tarihimizi
irdelemek,
bizi biz yapan değerlerin ve kültürün dayandığı
vahyi tanımak,
geleneğimizin zihinsel dönüşümlerindeki dinamiklerini ve
sebep olduğu sonuçları öğrenip objektif bir bakış açısıyla
sorgulayıp, yeni bir şuur oluşturarak çocuklarımız
ve çevremizle paylaşmak istiyoruz.
Bugün
kendimizi ve dünyayı daha iyi anlayabilmenin yolunun, Batı
oluşumunun parametrelerini iyi analiz etmekle mümkün
olabileceğine inanıyoruz.
Tanzimat’tan
beri yaşanan Batılılaşma veya Batılılaştırma
projesinin oluşturduğu zihniyet değişikliği ve yaşamamıza
etkileri açısından olaya baktığımızda, batıyı tanımanın
gerekliliği daha bir önem kazanıyor.
Bunun
için İlk çağ felsefesi, İslam felsefesi ve Hırıstiyanlığın;
Batının oluşumunu ne ölçüde etkilediği ve bugün batının
insana, topluma, tarihe ve dine bakışının hangi süreçler
ve etkileşimler sonucunda oluştuğunu anlamaya çalışıyoruz.
Böylece
bize ait bir duruş bir varoluşla hayatı anlayıp,
anlamlandırabiliriz. Ancak ‘var’ olduğumuza inandığımız
kadar ‘var’ olabilir, karşımızdakini tanıdığımız
ölçüde korunabiliriz. ‘Biz’ olarak kalmayı başarabildiğimiz
ölçüde sağlıklı gelişebilir, yenilenebiliriz.
‘Biz’i kaybettiğimiz taktirde öteki olur ve yok olur
gideriz.
İnsanlığın
geldiği bu noktada, bizi biz yapan değerlerimizi
koruyabilirsek, yeni bir
dünya medeniyetinin oluşumuna bir nebze de olsun katkıda
bulunabiliriz diye düşünüyoruz.
Evet, Yaşamak bir sorumluluktur. Biz Hazarlılar çocuklarımıza
iyi bir dünya bırakmak adına üzerimize düşen bu
sorumluluğu yerine getirebilmek için, önce kendimizden başlayarak
haleler halinde genişleyecek sevgi ve bilgi halkaları oluşturmaya
çalışıyoruz.
Gayret bizden tevfik yüce ALLAH'tan.
HAZAR GRUBUNUN FAALİYETLERİ
-
Her ay en az bir kere, konusunda uzman kişiler ile eğitim,
sağlık, tarih, din, dil, sanat, felsefe, psikoloji,
edebiyat, siyaset vs. konularında toplantılar düzenlemek,
-
Bu toplantılara her kesimden, her görüşten katılım imkanı
sağlayarak toplumsal barışa hizmet etmek,
-
Sistemli bir eğitim programı takip etmek,
-
Katılımcılarımızın kendilerini geliştirebilmelerine
zemin hazırlamak,
-
Panel, konferans, seminer vb. etkinlikler düzenlemek,
-
Diğer çalışma gruplarıyla gerektiğinde ortak çalışmalar
yapmak,
-
Uluslararası toplantılara katılmak,
-
Mukayeseli hukuk açısından; kadın hakları konusunda katılımcılarımızı
bilgilendiren ve bilinç kazandıran çalışmalar
yapmak,
-
Kültürel ve tarihi geziler düzenlemek,
-
Katılımcılarımızın ve ailelerinin tanışma ve kaynaşmasına
yönelik organizasyonlar yapmak,
-
Uygun görülen kişi, kurum ya da kuruluşların çalışmalarına
destek olmak,
-
İnsanca yaşama çabasının hayata geçmesine yönelik çalışmalar
yapmak.