Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği
.

.

 

Hazırlayan: Ayla Kerimoğlu

 

Hazar Bir Dirilişin öyküsüdür...

İslam’a göre insanın iki yönü vardır. Biri insanın dünyevi yönüne işaret eden bedeni, diğeri ilahi boyutu olan ruhu.

Aydınlanmayla birlikte insanın bu iki özelliği birbirinden ayrıştırılarak ilahi öz yok edildi ve insanın  beşeri yönü “Tanrı”laştırıldı. Bu yeni tanrı, dünya cenneti vaad ediyordu. Böylece dünyanın hakimi olduğu iddiası ve hırsıyla, gücü ve serveti ele geçirebilmek için tabiatın her türlü zenginliğini hunharca kullanmaya başladı.

Bu köklü zihniyet değişikliği bütün dünyada anlam ve amaç kaybına yol açarken buna uygun yeni bir yaşam tarzının projesi dayatılmaya başladı. 

Dünya cenneti vaadiyle yola çıkan
insanoğlu, geliştirdiği teknolojiyle doğaya sahip olma ve tabii kaynakları ihtiraslı bir şekilde kullanma yarışı yüzünden, tabiatı tahrip ederek dünyayı koşar adım cehenneme sürüklemeye başladı.

Böylece Kur'an-ı Kerim'in Rum suresi 41. ayetinde geçen "İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde denge bozulur; Allah da belki geri dönerler diye yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırır." ikazı, adeta bütün yönleriyle tecelli etmiş oldu.  

Bugün karşılaştığımız  çevresel sorunlar; aslında bugüne kadar yaptığımız sosyolojik düzenlemelerin, ekolojik düzlemdeki ifade biçimleridir. Bugün emperyalist batı medeniyetinin ulaştığı son nokta da şiddet, cinayet, madde bağımlılığı, tecavüz, hırsızlık, intihar vs. korkunç boyutlara varmış bulunuyor. Adaletsiz ve hukuksuz uygulamalar sonucu “terör” gittikçe yaygınlık kazanıyor. Dünya artık güvenli bir yer olmaktan çok uzak.

Büyük bir anlamsızlığa düşen “özgür”, modern insan  Weber’in ifadesiyle kendi oluşturduğu “demir kafese” hapsolmuş durumda, derin bir bunalım yaşıyor. Seküler bir ifadeyle Sanki doğa, “İnsan Tanrının” kendisinden zorla aldığı zenginliğinin intikamını alıyor. Ve dünya bütün insanların tüketime kurban edildiği karanlık günleri yaşıyor.

Ve Türkiye....

Elitlerimizin Batı medeniyetine şeksiz şüphesiz imanları yüzünden Dünya da yaşanan bütün bu olumsuzlukların Türkiye’de de iz düşümleri yaşanıyor. Modernizmin ön gördüğü yaşam biçimlerini dayatmak adına, medya vasıtasıyla yeni kültürel kodlar ve davranış modelleri empoze ediliyor.
80 öncesi topluma dönük  idealleri olan gençlik yerine, kapitalist yaşam tarzının hedeflendiği ve toplumsal iddiaları olmayan çıkarcı bir gençlik oluşturulmak isteniyor.


Bunun için müzik, cinsellik, futbol, pop ve magazin yaygınlaştırılarak - liberal - fırsatçı – seküler yaşam felsefesi olan televole kültürü yaygınlaştırılıyor. Böylece toplumun ve özellikle gençlerin sahici konularla ilgilenmesi engellenerek, zihnen zayıflatılıyor ve  toplumsal muhalefet duyguları törpülenerek tektip toplum yapısı oluşturulmaya çalışılıyor.
 

Aslında bütün bu çalışmalar meyvesini vermiş durumda. Yapılan araştırmalar insanımızın ulvi gayelerinin yerini kısa yoldan ve bir ahlaki kaygı duymadan para kazanmak ve lüks yaşamak gibi hedeflerin almış olması, tüketim kültürünün zihinlerimizi iyice işgal ettiğini gösteriyor. Ahlaki ölçülere göre yaşamak ya da insanlara faydalı olmak, en azından başkalarının haklarına riayet etme gibi erdemlerin artık gerici, ilkel ve amiyane tabirle “enayilik” sayıldığı günlerden geçiyoruz. Seküler sistemlerin ürünü olan bu zihniyet zafiyetleri bizleri kuşatmış durumda.

Öyle ki maalesef bu zihniyetin çocuklarımıza dahi az- çok sirayet etmiş olduğunu müşahade ediyoruz.  
Böylece değerlerinden ve geleneğinden kopartılan Türkiye ve Ortadoğu hem bir sömürgeye dönüştürülüyor hem de  Dünyanın bu bunalımına alternatif olabilecek İslam, devre dışı bırakılıyor.  

Peki biz ne yapabiliriz?

Bizler kıyamete 5 kala elindeki fidanı dikmekle emrolunmuş bir dinin mensubuyuz.
İdealleri uğruna at üstünde ölümüne kadar savaşan bir neslin çocuklarıyız.
600 yıl dünyaya hükmetmiş bir medeniyetin temsileriyiz.
Ve dünyayı kurtarabilme yetisine sahip olabilen tek canlı türüyüz.  
O halde ertelenemez ve devredilemez bir sorumluluğun sahibiyiz.
 

Bizim büyük iddialarımız yok ama üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirme mecburiyetimiz var; Ruh beden bütünlüğümüzü korumak, çocuklarımızı bu bilinçle yetiştirebilmek, toplumda iyiliğin ikamesi için çaba sarfetmek, bize emanet edilen hem beşiğimiz hem mabedimiz olan dünya  ve nimetlerinin bütün insanlığa verildiği şuuru ile tabiata saygılı davranmak, üzerimizde oynan oyunların bir parçası hatta kuklası olmak istemiyorsak, bundan korunma metodlarını geliştirmeye azmetmek gibi.
Bunun için Kimliğimizi, Değerlerimizi ve değerlerimizin zeminini oluşturan vahyi ve bu vahyin ürünü olan medeniyetimizin bilincine varmak, gücümüzü imkanlarımızı ve zaaflarımızı tespit ederek yeni bir diriliş ruhuna katkıda bulunmak hedefimiz olmalı.

İşte bizler bu ulvi hedefe ulaşabilmek için temsil yeteneğimizi arttırabilmek, dayanışma içinde birbirimizden güç alarak birlikteliğin feyzini, bereketini, dostluğunu paylaşabilmek ve bu uzun ince yolda motivasyonumuzu kaybetmeden birlikte yürüyebilmek için Hazar çatısı altında toplandık.

Çünkü Hazar bir direnişin bir dirilişin öyküsüdür,
Bir varolma mücadelesidir,
Kişinin kendi iç alemine yaptığı bir yolculuktur,
İğneyle kuyu kazar gibi sabırla ve gayretle hakikati bulma çabasıdır,
Yaşamaya, üretmeye, yaratılana ve Yaratana duyulan sorumluluğun somut ifadesidir,
Dostluğa, kardeşliğe açılan penceredir,
Dünyaya açılan kucak, ilme duyulan saygıyla büyüyen bir ekip çalışmasıdır, Hazar biziz, Hazar sizsiniz, Hazar bu prensipler doğrultusunda çalışan herkesdir.
Allah çalışmalarımızı makbul, mesayilerimizi bereketli eylesin.

Allah’ın yardımı, lütfu, merhameti üzerimize olsun ve doğru yoldan ayırmasın.

HAZAR GRUBUNUN AMACI

Toplumun yarısını oluşturan fakat tamamını yetiştiren hanımlar, aslında geleceği inşa edenin kendileri olduğunun bilincine vararak, bu sorumluluğu yerine getirebilecek bilgi, erdem ve sevgiyle donanarak hem kendilerine hemçocuklarına hem de topluma faydalı olmalı diyerek 1993 Kasım ayında çalışmalarına başlayan Hazar Grubu: Kadınlarımızın sosyal hayata katılımını teşvik ederek,aktif çalışmalar yapan kadın sayısına müspet yönde katkıda bulunmayı, bilinçli ve sorumluluk sahibi insanlar olarak, ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmeyi, problemlerinin çözümünde dayanışma içinde olmayı, ülkesini seven, milli-manevi değerlerine bağlı gençliğin yetişmesine yönelik çalışmalar yapmak suretiyle, gençlerimizin enerjilerini faydalı işlere kanalize etmeyi amaç edinmiştir.

Yaşamak bir sorumluluktur önermesinden hareketle, bu sorumluluğu yerine getirebilecek bilinç düzeyine erişebilmek için, yaşadığımız zamanın ruhunu tanımak, tarihimizi irdelemek, bizi biz yapan değerlerin ve kültürün dayandığı vahyi  tanımak, geleneğimizin zihinsel dönüşümlerindeki dinamiklerini ve sebep olduğu sonuçları öğrenip objektif bir bakış açısıyla sorgulayıp, yeni bir şuur oluşturarak çocuklarımız ve çevremizle paylaşmak istiyoruz.

Bugün kendimizi ve dünyayı daha iyi anlayabilmenin yolunun, Batı oluşumunun parametrelerini iyi analiz etmekle mümkün olabileceğine inanıyoruz.  

Tanzimat’tan beri yaşanan Batılılaşma veya Batılılaştırma projesinin oluşturduğu zihniyet değişikliği ve yaşamamıza etkileri açısından olaya baktığımızda, batıyı tanımanın gerekliliği daha bir önem kazanıyor.  

Bunun için İlk çağ felsefesi, İslam felsefesi ve Hırıstiyanlığın; Batının oluşumunu ne ölçüde etkilediği ve bugün batının insana, topluma, tarihe ve dine bakışının hangi süreçler ve etkileşimler sonucunda oluştuğunu anlamaya çalışıyoruz.

Böylece bize ait bir duruş bir varoluşla hayatı anlayıp, anlamlandırabiliriz. Ancak ‘var’ olduğumuza inandığımız kadar ‘var’ olabilir, karşımızdakini tanıdığımız ölçüde korunabiliriz. ‘Biz’ olarak kalmayı başarabildiğimiz ölçüde sağlıklı gelişebilir, yenilenebiliriz. ‘Biz’i kaybettiğimiz taktirde öteki olur ve yok olur gideriz.

İnsanlığın geldiği bu noktada, bizi biz yapan değerlerimizi koruyabilirsek, yeni bir  dünya medeniyetinin oluşumuna bir nebze de olsun katkıda bulunabiliriz diye düşünüyoruz.

Evet, Yaşamak bir sorumluluktur. Biz Hazarlılar çocuklarımıza iyi bir dünya bırakmak adına üzerimize düşen bu sorumluluğu yerine getirebilmek için, önce kendimizden başlayarak haleler halinde genişleyecek sevgi ve bilgi halkaları oluşturmaya çalışıyoruz.
Gayret bizden tevfik yüce ALLAH'tan.
 

HAZAR GRUBUNUN FAALİYETLERİ

- Her ay en az bir kere, konusunda uzman kişiler ile eğitim, sağlık, tarih, din, dil, sanat, felsefe, psikoloji, edebiyat, siyaset vs. konularında toplantılar düzenlemek,

- Bu toplantılara her kesimden, her görüşten katılım imkanı sağlayarak toplumsal barışa hizmet etmek,

- Sistemli bir eğitim programı takip etmek,

- Katılımcılarımızın kendilerini geliştirebilmelerine zemin hazırlamak,

- Panel, konferans, seminer vb. etkinlikler düzenlemek,

- Diğer çalışma gruplarıyla gerektiğinde ortak çalışmalar yapmak,

- Uluslararası toplantılara katılmak,

- Mukayeseli hukuk açısından; kadın hakları konusunda katılımcılarımızı bilgilendiren   ve bilinç kazandıran çalışmalar yapmak,

- Kültürel ve tarihi geziler düzenlemek,

- Katılımcılarımızın ve ailelerinin tanışma ve kaynaşmasına yönelik organizasyonlar yapmak,

- Uygun görülen kişi, kurum ya da kuruluşların çalışmalarına destek olmak,

- İnsanca yaşama çabasının hayata geçmesine yönelik çalışmalar yapmak.

 

 

NİÇİN HAZAR GRUBU?

SEVGİYLE VE BİLGİYLE

KUCAK AÇTIK DÜNYALAR KADAR

GÖNÜLLÜ KURULUŞLAR

ÜMİT 

YIL 1999

MİLENYUMA ATIF

2003' TEN  HASBİHAL

SİVİL TOPLUM ve HAZAR GRUBU

 

Dernek Tüzüğü