Buradasınız: Anasayfa Hazar Akademi Tarihi Şahsiyetler İmam Gazali'nin Felsefe Anlayışı

Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği

İmam Gazali'nin Felsefe Anlayışı

e-Posta Yazdır PDF

Prof. Dr. Mahmut Kaya 

Kur’an-ı Kerim düşünmeyenleri “kör, sağır ve dilsiz” olarak nitelendirir. Düşünmeyen insan sıradan canlıdan farksızdır. Her türlü olgu ve olayı düşünmek, araştırmak ve anlamaya çalışmak insana mahsus bir özelliktir. Ama bilgi altyapısı olmadan düşünce olmaz. Efendimiz (S.A.V); “İlim rütbesi tüm rütbelerin üstündedir.” buyurmuştur. İşte felsefe ilmi, evrendeki her olayın, varlığın ve hayatın mahiyetini anlamaya yöneliktir, felsefi bilgi sorgulayıcı bir bilgidir, “neden” sorusu üzerinde durur. Yani bilim bir şeyin nasıl olduğunun cevabını vermek üzere varken, nedenini, sorgulamanın ve ortaya çıkarmanın yolunu açan felsefedir. Tabii ki buradaki düşünceden varlık üzerinde tutarlı-sistemli- disiplinli düşünme kast edilmektedir; “Bir anlık düşünce (tefekkür) bir yıllık nafile ibadetten hayırlıdır.” hadis-i şerifi ile de anlatılan düşünme, düşündükçe insanoğluna Yaratanın yüceliğini kavrayabilme imkanı sunan düşüncedir.

Bilgiyi  edinmenin  farklı dereceleri vardır:
1 ) İlme’l yakin: Teorik bilgidir. Örneğin ateşin yaktığına dair bir bilgi teoriktir.
2 ) Ayne’l yakin: Gözleme dayalı bilgidir, ateşte yanan bir şeye tanıklık ederek bu bilgiyi edinmektir.
3 ) Hakka’l yakin: Bizatihi deneyimlenen bilgidir, kişinin bizzat elini ateşe sokup yakması gibi.


Bilgiye ve onun ayırıcı vasfına “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayeti de işaret buyurur. Varlığın kudretini temaşa edebilmek için düşünerek, bilerek yaşamak bizlere yaşama sevinci kazandırır.     


Gazali adeta bizim düşünce tarihimizde bir köşe taşıdır, fıkıh, kelam, felsefe, mantık, ahlak, tasavvuf, kritik olmak üzere  yedi yol ortasında bir abidedir. Gazali aynı zamanda büyük bir eleştirmendir. Gazali, “ Eleştirmek, Allah’ın benim ruhuma doğuştan kattığı bir duygudur.” der ve insanın kendisini kıstasa vuracak bir eleştiri duygusu içerisinde olmasının önemini vurgular. Gazali’nin  yaşadığı dönemin ilimlerine eleştirel bakışını bu ölçüt belirlemiştir. Bu konularla çalışacak kişilerin yolu mutlaka Gazali’ye uğramak zorundadır. Gazali’nin yaptığı katkıları dikkate almaksızın bu alanlarda bir şey yapmak imkansızdır.
Kelam ilmi, akıl ve mantık yoluyla ilahi hakikati temellendiren, İslam'a yöneltilen eleştirileri cevaplandıran, din dışı bir takım inanç ve telakkileri reddeden sistematik bir ilimdir. O yüzden kelamcılar İslam’ın savcıları, koruyucu askerleri olarak nitelendirilmiştir.


Gazali kendinden önceki kelamcıların, İslam’ı akıl ve mantık yoluyla temellendirmeye yönelik metotlarının verimsiz olduğunu gördü ve hatalarını tespit etti. Gazali’nin kelam ilmine sağladığı katkı sebebiyle Gazali öncesi kelamcılar “Mütekaddimin” olarak anılırken, Gazali sonrasındakilere “Müteahhirin” dendi.


Kelam açısından bir mihenk taşı mesabesinde olan Gazali’nin tespit ettiği metot hataları şunlardır:
1) Cedel’i (diyalektiği) kullanıyorlardı ve bu verimsiz bir metottu. Buna “kıyas-ı hulf” (dikotomi) denir ki, bir şeyin doğruluğunu ispat için ötekinin yanlışlığını ispat gibi dolambaçlı ve uzun yollar içerir. Gazali buradaki kısır döngüyü gördü.
2)  Kelamcılar “tekafu-i edille” ( delillerin denk düşmesi) metodunu savunuyorlardı. Yani bir tez hakkında söylenebilecek her şeyin antitezi için de söylenebilir olması. Ancak Gazali bu yolla Hakikat’in ne olduğuna dair bir sonuç elde edilemeyeceğini gördü.
3)  “Delilin butlanıyla medlulun da butlanı lazım gelir” düşünceleriydi. Bu iddiaya göre, bir şeyin doğruluğunu ispat etmek için ortaya atılan delil geçersiz kılınırsa o zaman doğrulanmaya çalışılan şey de geçersiz olur. Bu ise çok tehlikeli bir şeydir. Çünkü buna göre; Allah’ın varlığını ispat etmeye çalışan kişinin ortaya attığı delil geçersiz kılınırsa Allah’ın varlığı da (haşa) geçersiz olur.
     


Gazali Kelamcılara, bu yolla Hakk dinin  temellendirilip savunulamayacağını söyledi ve alternatif olarak Antik Yunan filozofu Aristo’nun mantık ilmine vize verdi. Aslında 759 senesinde ölen Kindi’den itibaren Farabi, İbn-i Sina gibi filozoflar mantık ilmini biliyorlardı, Abdullah İbn’ül Mukaffa Aristo’nun “Mantık”  adlı eserini tercüme etmişti. Ama yine de bir ilim dalı olarak “mantık” İslami ilimler sisteminde yer almıyordu.  10.y.y.’dan itibaren  Mutezile kelamcıları arasında kullanılan  mantık ilmi,  esas itibarıyla Gazali’nin yaptığı çalışmalarla birlikte İslami ilimler sistemine dahil oldu.
     Gazali, ilahi hakikati idrak etmeye ve ispatlamaya bir vesile olarak gördüğü mantık ilmi üzerine dört eser yazdı, bunlar; Mi’yar’ül İlm, Mihakkün’nazar,  El’kıstas’ül müstakim ve  Mekasıd’ül Felasife adlı eserin ilk bölümüdür. Gazali “Mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz.” diyecek kadar mantık ilmine önem vermiştir.
   


Gazali’nin felsefe İle olan ilişkisi;
Gazali’nin düşünceleri, o dönemde İslam dünyasının karşı karşıya olduğu sosyal, siyasi, dini ve kültürel problemler iyi bilinmeden sağlıklı değerlendirilemez. Gazali’nin yaşadığı zamanda Mısır’da Batini görüşe mensup olan Fatımi’lerin Abbasi devletini yıkmaya yönelik çalışmaları  vardı ve iktidara gelmek için ilmi, ideolojilerine alet ediyor, dinde bozucu yaklaşımlar sergiliyorlardı. Onuncu yüzyıldan itibaren Basra’da etkin olan İhvan-ı Safa geleneği, Antik Yunan felsefesini, Yeni Eflatunculuğu, Eski İran düşüncesini, Mezopotamya kültürünü harmanlamış ve batıl düşüncelerini İslam kisvesi altında İslam coğrafyasında yaymaya  başlamışlardı.  Bu kişiler felsefe kaynaklı bilgi ile kendi Batıni düşüncelerini temellendiriyorlardı.  
   


Gazali, Farabi ve İbn-i Sina’nın felsefe üzerine eserlerini inceleyip uzun bir okuma yaptıktan sonra öncelikle o güne kadar edinilmiş felsefi bilgiye hakimiyetini ispatlayacak bir eser olan Mekasidü’l Felasife’yi yazdı. Sonra bu felsefecilerin yirmi noktada söylediklerini çürütmek üzere felsefenin tutarsızlıkları anlamına gelen Tehafütü’l Felasife’yi kaleme aldı. Gazali bu eserde  felsefecileri yerer ve hatta onları üç konuda tekfir eder.    

 

Gazali’nin filozofları tekfir ettiği konular şunlardır:
1)    Aristo’ya göre madde ezelidir. Bu filozoflar da evrenin ezeli olduğunu savunuyorlar. Oysa evrenin ezeli olması fikri, başka bir ezeli varlık daha kabul etmek anlamına gelir ki bu hem tevhid anlayışıyla hem de Yaratıcının sıfatları ile çelişir.
Aslında filozoflar da tam olarak bunu söylemezler. Burada yapılan; Allah’ın zamandan ve mekandan münezzeh olduğuna iman etmek ve yarattıkları ile O’nun Zatı arasına bir mesafe koymaktır. Güneş örneği üzerinden gitmek gerekirse; güneş var olduğu andan itibaren ışığı da vardır. Fakat ontolojik olarak düşündüğümüzde ışığın olması için  güneşin daha önce var olması gerekir. Yani güneş, ışığından önce gelir ve bu demektir ki; ışık ancak güneşin varlığı sayesinde mümkündür. Yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişki de böyledir.  Filozofların bu konuda söyledikleri budur ve esasen bu konuda küfrü gerektirecek bir farklılık yoktur.
2)    “Allah küllileri bilir, cüz’ileri bilmez.” derler. Filozoflar bunu söylerken; “Allah’ın bilgisi bizim bilgimiz gibi bölük pörçük değildir. O’nun bilgisi küllidir, bütüncüldür” demek isterler. Gazali de, “Sebe’ suresi 3. Ayette; ‘Ne göklerde ne yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz’ buyrulduğu üzere “Allah hem küllileri hem de cüz’ileri bilir” diyerek onları eleştirir. Özde iki taraf da çok farklı şeyler söylememektedir.
    Esasında Aristo farklı bir düşünce sergiler. Onun, “Allah’ın zatı mükemmeldir, ve mükemmel bir şey değişmez. O sadece mükemmel olan ve değişmeyen zatını bilir. Değişenler mükemmellikten uzaktır ve Allah onları bilmez” gibi fantastik bir yaklaşımı vardır.
3)    Bu filozoflar “Ahiret hayatı cismani değil ruhanidir” derler. İbn-i Sina, ahiretin sadece ruha ait olduğunu anlatan eserinde; “Bütün kutsal kitaplarda ahirete ait –cennetteki bahçeler, ırmaklar, katran kazanları v.s.- tasvirler; avam soyuttan anlamadığı için ihtiyaç duyulmuş anlatımlardır. Maddenin olduğu yerde mükemmellik olmaz, madde somuttur ve eksikliği temsil eder. Halbuki mükemmel ve sonsuz olan soyut olandır.” diye açıklar.  Kur’an-ı Kerim, ahiret hayatının hem ruhani hem de cismani olduğunu vurguladığı için Gazali’ye göre bu da küfre yol açar. Halbuki bu filozoflar ahireti reddetmezler. Ancak fani olan maddi dünyayla baki olan ahireti kıyas etme hatasına düşmüşlerdir.
    


İmam Gazali’nin bu noktalar üzerinden filozofları tekfirle suçlamasını konjonktürel olarak anlamak gerekir. Felsefeden hareketle kendi fikirlerine destek arayan Batınilerin ellerine malzeme olabilecek her düşüncenin önünü kesme çabasıdır.
    

Gazali’ye göre avam felsefeyi anlayamayacağından, onları bu konuya yaklaştırmamak gerekir. Çünkü felsefe konusu itibarıyla ancak ilim ehlinin işidir.
İbn-i Rüşd; İmam Gazali’nin bu eleştirilerine “Tehafütü’tehafüt” (Tutarsızlığın Tutarsızlığı) adlı eserinde cevap yazar ve tüm filozofları muhatap alıp genellemede bulunmasının, demagoji yapmasının hatalı olduğunu, ona yakışmadığını söyler.

Özetle, Gazali’nin felsefe alanındaki görüşleri, dönemin şartları içinde  şekillendiği  göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.
 

Not:  Programın özeti, notlar üzerinden hazırlanmıştır.

Hazırlayan: Fatma Topçu

 

 

 

FOTOĞRAF GALERİSİ

NE DEDİLER

ZİYARETÇİ DEFTERİ

Kimler Online

Şuanda 23 konuk çevrimiçi

ONLINE BAGIS

Sosyal Medya

http://www.elitart.net/rc/hazar/images/facebook.jpg   http://www.elitart.net/rc/hazar/images/twitter.jpg

Haftanin Anketi

Boşanma oranlarındaki artışın sebebi nedir?
 

Basinda Hazar

Basındaki Hazar Haberleri için tıklayınız...

TÜRKİYE'NİN ÖRTÜLÜ GERÇEĞİ

Başörtüsü Yasağının Yol Açtığı Sorunların Boyutlarını Araştırma Projesi için tıklayınız

Kadın Buluşmaları

2003 yılından bu yana devam eden Kadın Buluşmaları notlarına buradan ulaşabilirsiniz.

HAZAR KİTAPLIĞI

Hazar Akademi çalışmaları kapsamında okunan bazı kitapların tanıtımına buradan ulaşabilirsiniz.