|
MEZHEPLER TARİHİ
Hz.
Peygamber devrinde insanlar her türlü problemlerini
en sağlam kaynaktan öğrenme şansına sahiptiler.
Peygamberimizin vefatından sonra İslam coğrafyasının
gelişmesi yeni problemleri ortaya çıkardı. Bu
problemlere çözüm üretme durumunda kalan alimlerin
bilgi seviyeleri, bakış açıları, yorum ve
kanaatlerinin birbirinden farklı olması muhtelif
içtihatların yapılmasına neden oldu. Biz bunlara
mezhep diyoruz. Mezhep; görüş, kanaat, rey,
düşünce ekolü veya takip edilecek yol manasına
gelir. Yani mezhep, fertlerin yada cemaatlerin
dinin kesin olmayan konularında yaptıkları yorumlar
ve içtihatlardır.
Allah’ın
birliği gibi kesin olan konularda fırkalar arasında
hiçbir ihtilaf yoktur. İslam hukuku alanı ise
açıklamalara ihtiyaç duyan bir alandır. Çünkü kutsal
kitaplar, bir takım temel ilkeleri ortaya koyar ve
sorunlar bu ilkeler doğrultusunda çözülmeye
çalışılır. Mezhepler bu mânâda zaruridir.
Mezhep denildiğinde müçtehitlerin yorumları ve
içtihatları akla gelmelidir. İçtihatlar herhangi
bir sistemden çıkarıldığında o sistem donar.
Mezhebe konu olan mevzular üç bölümde toplanmıştır.
1-
İtikadi Mezhepler:
Allah’ın
sıfatları, insanların fiilleri, Kur’an’ın mahluk
olup olmadığı, Allah’ın vaadleri ve vaidleri gibi
konuları açıklamaya çalışır. Bunlar; Cebriye,
Kaderiye, Mürcie, Mutezile, Eş’ariye, Maturudiye
gibi mezheplerdir. Siyasi mezheplerden orta yolu
takip eden Ehli Sünnet daha çok Maturudilik,
Eş’arilik ve Selefiliği benimsemiştir. Ebu Hanife
Maturudi ile hemen hemen aynı görüşleri
paylaşmıştır. Selefiler ashaba, tabiine ve tebe-i
tabiine uyanlardır. Mutezile mezhebinde daha çok
akılcılık hakimdir. Kendilerini akılcı bir metodla
dini savunmaya adamışlardır. İtikadi konularda Ehli
Sünnete yakındırlar. Cebriyye; insanların
fiillerinin kendilerine ait olmadığını savunur,
Mürcie ise, imanla beraber hiçbir günahın zarar
vermeyeceğini iddia etmiştir.
2-
Siyasi Mezhepler:
Hz. Peygamberin
vefatından sonra devlet işlerini kimin yürüteceği
hususunda ihtilaflar ortaya çıkmıştır. Bu
ihtilafların neticesi olarak da siyasi mezhepler
oluşmuştur. Ehli Sünnete göre halife peygambere
halef olan kimsedir. Halk tarafından seçilir ve
seçilirken liyakat aranır. Şia’da ise halifeye imam
denir. Halifenin Hz. Ali’nin neslinden olması
gerektiğine ve halifelerin “masum” olduklarına
inanılır. Şia’nın içinde Ehli Sünnete yakın olan
fırkalar da vardır.
3-
Fıkhi Mezhepler:
Rasulullah
döneminden sonraki dönemlerde Müslümanlar, her türlü
problemlerinde Kur’an’a ve Sünnete başvurmuşlar,
konuyla ilgili nas bulamadıklarında ise içtihada
yönelmişlerdir. Ahmet b. Hanbel ve İmam Malik
içtihad ederlerken hadislere ağırlık vermişler, Ebu
Hanife rey de denilen istinbata başvurmuş, İmam Şafi
ise her ikisine de müracaat etmiştir. Diğer
imamlarda kendi metodlarına göre içtihat ederek
konuları açıklamaya çalışmışlardır. Bunların
sonucunda da fikhi mezhepler ortaya çıkmıştır. Bu
imamlar aynı problemlere farklı çözümler ortaya
koymuşlar, bununla birlikte aralarında iyi niyet ve
müsamaha hakim olmuştur. Hiçbiri kendi çözümünü en
doğru çözüm olarak sunmamıştır.
İmamların yaptıkları içtihatlarda isabet edememiş
olmaları da muhtemeldir. Hz. Peygamber dışında
herkes insan olmanın gereği olarak yanılabilir.
Önemli olan, aslı teşkil eden konularda ittifak
etmektir. Tali meselelerdeki ihtilaflar rahmettir.
Mezhepler kati konulardan değil zanni konulardan
oluştuğu için, bir mezhepteki herhangi bir görüşten
dolayı kimse "tekfir" edilemez.
|