HİCAZ
DEMİRYOLU
Son dönemine
kadar 40 farklı ülkeyi yöneten ve 19.yy da da hasta adam
diye nitelenen Osmanlı, en zayıf olduğu dönemde Hicaz
Demiryolu vasıtasıyla belki hilâfet kurumunun gerçek
boyutunu da gösterdi.
Bu yolu sadece
Hac için yapılan bir yol olarak düşünmemek gerekir. Sultan
Abdülhamit Hac için kolaylık sağlamasının yanı sıra işin
politik yönünü de önemsiyordu bence. Yani o bölgedeki
toprakların kontrol altında tutulması için bu bir vesileydi.
Hicaz
demiryolu, bütün dünya Müslümanlarının az-çok her bir yandan
katkı sağladıkları ve bir ümmet bilinciyle
gerçekleştirdikleri bir projedir. Parasal değerinden ziyade
bütün Müslümanları bir dayanışmaya sokması açısından bu
proje çok önemliydi.
Hazinenin
yardımının yanı sıra, kayıtlara bakarak ta anlaşılacağı gibi
bu proje, insanların maaşlarından hatta okul çocuklarının
harçlıklarından artırdıkları paralarla gerçekleştirilmişti.
Sonra yine kayıtlardan, Osmanlı Devleti'nin bu insanları
çeşitli madalya ve beratlarla taltif ettiklerini
öğreniyoruz.
Bu yol
çalışmaları sırasında suistimalde bulunan insanlar derhal
görevlerinden alınmış ve bu yüzden yapılan yardımların bir
kuruşuna bile hâlel gelmemişti. Böyle bir samimiyetle ve
gayretle yapıldığı için olsa gerek Batılı kaynakların
ifadesiyle daha tamamlanmadan kâra geçen tek demiryolu
işletmesiydi.
Demiryolu
sayesinde artık Medine' ye kadar Osmanlı askerinin
kontrolünde bedevi saldırılarından ve soygunlarından uzak
bir yolculuk mümkün hale geldi. Özellikle Hindistan' dan
gelen Müslümanlar için perişan olmadan yolculuk yapmak
imkanını sağlıyordu.
Maliyenin çok
güç durumda bulunduğu ve Osmanlı' nın gelirlerinin hatta
vergilerinin bile yabancılar tarafından kontrol altında
tutulduğu bir dönemde Batı, bu girişimi hiç mümkün görmedi,
tepkisi alaycıydı, onlara göre bu bir hayaldi, dolayısıyla
tedbir de almadı.
Demiryolu 1900
yılında Şam' da başlamış ve 1904 yılında Amman' ı geçerek
Suudi sınırlarına yaklaşmıştı. Bu yolun gerçekleşeceğine
işte o zaman inandılar ve Lawrens hareketini başlattılar.
Lawrens Türkiye' de uzun zaman çalışıp Arabistan' a gitmiş
ve Araplar' ı Osmanlılar' a karşı kışkırtıp 1905
yılından itibaren fiili olarak bu yol güzergahında
askerlerimize ve çalışan insanlara saldırılar
tertiplenmesine vesile olmuştur. Bu bedevi saldırıları
sırasında bir gecede 300 Osmanlı askerinin şehit
edildiğini öğreniyoruz. Bu bize PKK olayını hatırlatıyor.
Hicaz
demiryolunun 6 değişik ülkede çekimlerini yaptık. Bu
ülkelerin birbirleriyle problemleri var. Mesela Suriye' den
Ürdün' e geçemiyorsunuz. Lübnan ayrı bir olay. Orada altı
ayrı grup var ve bakanlıktan izin alsanız bile bu gruplarla
parasal bir takım girişimlerde bulunmak zorunda
kalıyorsunuz. Arapların İsrail' le ilişkilerini zaten
biliyoruz, ve bizimde problemimiz olur diye düşünüyorduk ki
tam aksine gittiğimiz ülkeler arasında en kolay çalışmayı
İsrail'de yaptık.İsrail' de tamamen serbest dolaştık. Golan
tepelerine dahi çıktık, askeri bölgelerde çekim yaptık.
Mutlaka kontrol ediyorlardı ama bize hissettirmediler. Bir
tek Yafa İstasyonu kalmıştı çekmediğimiz. Bu istasyonun
askeri garnizon içerisinde kaldığını öğrenince ümidimizi
kesmiştik. Ancak şaşıracak bir şekilde askeri garnizon
içinde dahi çekim yapmamıza izin verildi.
Hicaz
demiryolu dediğimiz yol asıl olarak Şam' dan başlayıp
Medine' ye kadar olan yoldur. Şam-Medine demiryolunun
anlaşması 1900 yılında imzalanmış, bir yıllık gecikmeyle
1901' de başlayıp inanılmayacak kısa bir sürede de
tamamlanmıştı. O bir yıllık gecikme de Fransızlar' ın
kontrolünde olan Beyrut-Şam bağlantısından kaynaklanmıştı.
Osmanlı Hükümeti bunun üzerine bu yolu satın almak istemiş
fakat maliyetinin dört misli bir fiyatla karşılaşmış ve iki
yıl içerisinde kendisi Hayfa' dan Şam' a bir hat çekmişti.
Böylece malzemeler Arabistan' a kısa bir sürede ulaşmış ve
demiryolu yapımı hızlanmıştı. İsrail' deki Hayfa limanı bu
açıdan çok önemlidir.
Hayfa' ya
gittiğimizde bizi çok iyi karşıladılar neredeyse tören
yapacaklardı ve şöyle dediler:
Bize “ilk defa
bir Türk ekibinin buralara kadar gelerek böyle bir
araştırma yaptığına şahit oluyoruz. Kendi eserlerinize olan
bu ilgisizliğinizin nedeni nedir?” dediler. Sonra da
İsrail Üniversitesi'
nde Hicaz demiryolu adına bir kürsü olduğunu öğreniyoruz.
Yine Hayfa' da Sultan Abdülhamit zamanında dikilmiş bir
abide bulunmakta. Ayrıca Hicaz Demiryolu Müzesi yapmışlar ve
ilkokul talebeleri bile bu müzeyi ziyarete geliyorlar. Biz
Ankara' da Hicaz demiryolundan bahsederken "o nedir ?" diye
soruyorlar düşünün.
Suriye' yi
kafamızda çok büyütüyorduk. Sadece izin safhası uzun sürdü
ve çekim yapan ilk Türk ekibi olarak umduğumuzun tersine çok
iyi bir çalışma yaptık.
Şam' da Hicaz
demiryollarına ait trenlerin çalıştığını bilmiyorduk.
Yüz senelik olan treni kiralamak için teklif götürdüğümüzde
hemen kabul edildi. Bu, Hicaz demiryolu üzerinde
yaşadığımız en dokunaklı anlardan birisiydi ve ilk tren
maceramızdı. Sonra Ürdün' de tren tuttuk, Türkiye' de tuttuk
fakat en zorunu burada yaşadık. Çünkü burada kimse rüşvetsiz
çalışmıyor. Dur diyorsunuz durmuyor, buhar çıkar diyorsunuz
çıkarmıyor, onun için Türkiye' deki buharlı trenler buharsız
oldu.
Ürdün' de
nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Çerkezler Sultan
Abdülhamit zamanında demiryolunu korumak amacıyla
getirtilmiş ve demiryolu boyunca yerleştirilmiş. Ben
Ürdün büyük elçiliğinden izin almaya gittiğimde oradaki
ikinci kişinin Çerkez olduğunu öğrendim. Medine müdafaasını
yapan Fahrettin Paşa Hicaz demiryolunda yapılan son tren
seferiyle 1919 yılında İstanbul' a giderek teslim olmuştu.
Teslim olurken askerlerinin hepsini getirmemişti. Kalan
askerlerin yarısını sivilleştirerek kanlarının son damlasına
varıncaya kadar buralara hâlel gelmemesi için
koruyacaklarına dair yemin ettirerek halka karışmalarını
istemişti.
Türkiye
haricinde yurtdışında çekim yaparken bir de Suudi Arabistan'
da zorlandık, resmen gizli çekim yaptık. Biz orada nerede
çekim yapmamız gerektiğini bilmiyorduk. Bir arkadaş kitapçık
getirdi. Bir Fransız mühendis ve hava fotoğrafçısı olan bu
kitabın sahibi, havadan Hicaz bölgesinin topoğrafyasını
çıkarmış dolayısıyla demiryolunun nerelerden geçtiğini
gösteren bir çalışma da yapmıştı, yardımını almak üzere o
şahsı bulduk. Kendisi bütün çalışmalarını "Bu bir
Fransız'a değil bir Türk'e yakışır" diyerek bize verdi.
Hem çok şaşırmış hem çok duygulanmıştık. Onsuz Suudi
Arabistan çekimleri gerçekleşmez ya da kısır kalırdı diye
düşünüyorum.
1908 yılında
Hicaz demiryolu yapımı tamamlanmış, kısa bir süre sonra
Abdülhamit hal edilmiş, demiryolu faaliyeti de 1918' de sona
ermişti.
Bizden
öncekilerin Hac yolculuğu İstanbul' da Eyüb Sultan, Arap
camii, Hırka-ı Şerif ile başlar, Eskişehir'de Battal Gazi,
Konya' da Mevlâna, Tarsus' ta Ashab-ı Kehf ziyareti ile
devam ederdi. Biz de böyle bir Hac yolculuğunu hatırlatmak
amacıyla bu çalışmaları ve TV programını gerçekleştirdik.
Belki teknik yönü zayıf fakat manevi yönü ağır olan bir
çalışmaydı.