|
Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği |
| . | |||||
|
|
|||||
|
|
Gazeteci-Yazar
KAPANIŞ SÜRECİNDE RP
Hepimiz maalesef bu senaryoların figüranları
olabiliyoruz. 12 Eylül öncesinde de böyle
bir senaryo yazılmıştı. Ülkücü gençlik,
solcu gençliğe karşı kullanıldı. Esasında
hem sağcısı, hem solcusu vatanın derdini
kendine dert edinen insanlardı. Onlar iyi
istikamete kanalize edilip memleket
menfaatine kullanılabilirdi. Bir takım
güçler, tarafları birbirleriyle uzlaştırmak
yerine dövüştürmek suretiyle çatışmaları
körükleyerek askeri darbeye zemin hazırladı.
12 Eylül öncesi akan kan, 12 Eylül ile
birlikte bir gecede nasıl durdu hayretle
karşılıyorum. Sonra niye hiç kimse
yakalanamamış, örgüt evleri basılamamıştı?
Şimdi ise PKK’ya karşı yürütülen mücadele
niçin bitmiyor, bu kadar yetenekli ve güçlü
istihbarata sahip Ordu, Apo’yu niçin
kıstırıp öldürmüyor? Acaba onun ölmemesi mi
lazım, bu da mı bir senaryo?
Şimdi dönelim 28 Şubat süreci ve RP ‘ne;
1997’nin en önemli olayı RP’nin iktidara
gelmesiydi. 1998’in büyük iz bırakacak en
önemli olayı da sanıyorum RP hakkında
verilecek karar olacaktır. Büyük çoğunluk
kapatılacağını düşünüyor fakat Hoca iyi
niyet içerisinde ve bir türlü partisinin
kapatılacağına inanmıyor. Ben olsam inanır
ve bu doğrultuda tedbirimi alırdım.
Kurulacak olan yeni parti de bir takım
gerekçelerle kapatılabilir. Bu yeni partinin
sözlerine, sloganlarına, programına, çok
itina göstermesi gerekebilir. Bölünmemek
için dikkat etmeleri gereken en önemli husus
da böyle bir geçiş döneminde Hoca, yanlış
insanı gösterse bile, ona tabii olmaktır.
Böylece RP’nin bölünmesi üzerine kurulmuş
tüm umutlar boşa çıkacaktır.
RP. kapatılırsa kurulacak yeni partiye bazı
insanlar tasfiye edilip ikinci kuşak
dediğimiz genç insanlar gelecek ve onların
arkasında bir söz bagajı da olmayacaktır.
Yepyeni bir lider her zaman taze bir
umuttur. Bütün gönülleri fethedebilecek
bir lider çıkarsa, hem dini değerleri hem
başka örf ve ananeleri temsil edip daha
geniş bir kitleye hitap edebilir. Kendisini
iyi ifade edebilirse, büyük istikbal vaad
edebileceğini düşünüyorum.
Şimdi Türkiye’nin nasıl bir dış politika izlediği konusuna gelelim. Türkiye bir tarafta Orta Doğu’yla bir tarafta da Avrupa ve Amerika ile ilişkilerini dengede tutmak zorunda. Amerika’nın biri petrol diğeri İsrail’in güvenliği olmak üzere dikkat ettiği iki önemli nokta var. Şimdiye kadar bu ilişkileri Türkiye dengede götürüyordu. İrtica tehdidi paranoyası çıkınca, İran’la olan münasebetlere de o gözle bakmaya başladı. İsrail’le yakınlaşması bu ülkelerden uzaklaşması gibi bir sonuç doğurdu. İlk defa Türkiye, İslam Zirvesi’nde ağır bir şekilde eleştirildi. Sonuç olarak ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamadığımızı görüyoruz. |
NE DEDİ
Burada yer alan metinler, konuklarımızın programda yaptıkları konuşmalarının bir özetidir.
|