|
BİR MODEL
OLARAK Hz.
PEYGAMBER DÖNEMİ
VE PİYASA
Din başta
olmak üzere
aşağı doğru inen
bir değerler
hiyerarşisi
vardır. Buna
göre; iktisat
siyasetin,
siyaset hukukun,
hukuk ahlakın,
ahlak ise dinin
bir parçasıdır.
Fakat bu
hiyerarşiyi Batı
tersine çevirmiş
ve her şeyini
buna göre
şekillendirmiştir.
Çalışmalarımdan,
“Cahiliye
Mekkesi modern
bir toplum, Batı
ise cahil bir
toplumdur”
sonucunu
çıkardım. Yani
benim bakışıma
göre Batı’yla
Mekke toplumu
arasında zihin
yapısı
bakımından genel
hatlarıyla bir
farklılık
bulunmamaktadır.
Eğer biz
Cahiliye
Mekkesi’nde
neyin
düzeltilmiş ve
neyin miras
olarak
bırakılmış
olduğunu tespit
edersek kendi
cahiliyemizi
nasıl
düzelteceğimiz
konusunda
kriterlerimizi
de belirlemiş
oluruz.
Cahiliye,
kültürsüz, cahil
insanların
bulunduğu toplum
değildir.
İktisadi açıdan
düşünecek
olursak o
toplumun da
bankaları,
anonim
şirketleri,
borsaları,
ticari
merkezleri vardı
ve dünya
imparatorlukları
olan Bizans ve
Pers
İmparatorlukları’yla
ve Habeşistan’la
ticaret
yapıyorlar,
Kızıldeniz’de
gemi
işletiyorlardı.
Bütün bunları
yapabilmek için
ciddi de bir alt
yapıları vardı.
Kısacası onların
cahiliyesi
bugünün modern
dünyasında
yaşanan cehalet
gibiydi.
Mekkeliler, Hz.
Peygamber’in
dedesi zamanına
kadar sadece
Harem bölgesinde
ticaret
yapıyorlardı.
Fakat ticaret
yapabilmek için
borçlanan
tüccarın faiz
katlandıkça
borcunu
ödeyememesi, o
tüccarın şehri
terk etmesine ve
bir daha geri
dönmemesine
sebebiyet
vermeye başladı.
Hz. Haşim, bunun
üzerine küçük
sermayeleri bir
arada toplayıp
şirket kurma
önerisini
getirdi.
Böylelikle
“mübadele”
adını verdiğimiz
sistem oluştu.
Ben bu
şirketin kök
salmasından
hareketle
iptidai de olsa
bir borsa
kurulduğu
kanaatindeyim,
tarihçi ve
ilahiyatçı
arkadaşlarımız
belki bu
kanaatimi
destekleyecek
işaretler
bulabilirler.
Maalesef biz bu
tür
araştırmaların
çok uzağındayız.
İslam
Dünyası’nda
Cahiliye
Mekkesi’yle
ilgili araştırma
yapan hiçbir
özel enstitü ve
kurum yok fakat
Kudüs’te
İsrail’liler
tarafından
sadece Cahiliye
Mekke ve
Medinesi’ne
yönelik olarak
üç tane
İngilizce dergi
yayınlanmakta.
Yahudiler bunu
babamızın
hayrına yapıyor
olamazlar.
Mekke, iklim
şartlarından
dolayı tarım ve
ziraatın
yapılamadığı bir
şehirdir. Kureyş
suresinin
tefsine dikkat
ettiğimizde
“İlaf” tan
bahsedildiğini
görürüz. O
surede ilaf için
şükretmeleri
istenir. Çünkü
onlara bir nimet
olan ‘ilaf’
verilmiş, onlar
da bu nimet
sayesinde aç
iken
doymuşlardır.
Mekke’de aç iken
doymak ise
sadece ticaret
yapmakla
mümkündür.
Kureyş’li
tüccarlar
ticaret
alanlarının
genişlemesi için
kabilelere şöyle
bir teklif
götürmüşlerdir:
“Sizin
mallarınız yakın
pazarlarda ucuza
gidiyor. Biz,
gittiğimiz
pazarlarda sizin
mallarınızı
satıp karınızı
da sermayenizi
de getirelim.”
Kabilelerin bu
tüccarlara
itimadı
bulunduğu ve
durdukları
yerden kazanç
sağlayacakları
için kabul edip
anlaşırlar.
Böylece
Yemen’den Şam’a
kadar Mekke
merkezli bir
“dünya ekonomi”
oluşmuştur.
Ekonomik yapı
gelişince
Mekkeliler
bununla
yetinmeyip
Taif’e tarım
için yatırımlar
yapmaya
başlamışlar,
hatta
kendilerine
arazi satmak
istemeyen Beni
Sakif kabilesini
de Harem’e
almamakla tehdit
etmişlerdir.
Çünkü oraya,
haram aylarda
her yerden
tüccarlar
gelirdi ve
alış-verişler
olurdu. Harem’e
girememeniz bir
sene boyunca
ürettiğiniz
malların
elinizde kalması
demektir. Yani
Beni Sakif
kabilesine
uygulanan şey
bir nevi
iktisadi
ambargodur.
Bu arada kabile
ekonomileri de
güçleniyordu.
Fakat o
kabilelerin
ileri gelenleri
artık sermayeyi
yakın yerlere
yatıramıyorlardı
ve bu sebeple
Mekke’ye göç
başladı. Biz
bunu Anadolu’dan
büyük şehirlere
göç olarak
1950-1960’lardan
bu yana yaşadık.
Mekke’de
olabildiğince
tekelci bir
iktisadi yapı
olduğu için
fiyatlar serbest
teşekkül
etmiyor, ekabir
olanlar piyasayı
siyasi ve fiziki
güçleriyle kendi
lehlerine
çeviriyorlardı.
Bu ise onlarda
doğal bir
üstünlük duygusu
uyandırıyordu.
Yani cahiliye
demek, bu
insanların
körkütük cahil
olması demek
değildir.
Cenab-ı Hakk’ın
kendilerine
bildirmiş olduğu
haberi
kabullenmek
konusundaki
inatları
yüzünden biz
onlara cahil
diyoruz. Daha
postmodern bir
tabir
kullanırsak
epistemolojik
cehalet, zihni
bir cehalet söz
konusudur. Mekke
döneminde inen
çoğu Ayet-i
Kerimelerde bu
tür yönelişlerin
yanlış olduğu,
sapkınlık olduğu
ve Müslümanların
daha sağlam bir
zihne, kalbe,
imana nasıl
sahip
olabilecekleri
belirtilmektedir.
Yaşanan
dönüşümün sosyal
ve iktisadi
hayata nasıl
yansıtılacağı
sorunu henüz
Mekke döneminde
karşımıza
çıkmamıştı fakat
Medine’ye
hicretten sonra
durum
farklılaştı.
Müslümanlar
Medine’ye göç
ettiklerinde
şehri orada
bulunan
Yahudiler,
Hıristiyanlar ve
müşriklerle
beraberce
yönetmek için
bir ahitname
hazırlamışlardı.
Aynı günlerde
Efendimiz
Medine’deki
bütün pazar
yerlerini
dolaşmış
buraların
Mü’minler için
uygun pazar yeri
olamayacağına
karar vermişti.
Bu kararı iki
şekilde
anlayabiliriz:
Ya “burada
cari olan
ilkeler,
İslamiyet’ e
uymaz” ya da
“burada köşe
başlarını
birileri tutmuş,
Müslümanlara yer
yok”. Bu
karardan sonra
Müslümanlar
Medine Pazarı
adını verdiğimiz
pazar yerini
kurmuşlar ve
Peygamber
Efendimiz bu
pazar yerinde
uygulanması için
üç tane basit
prensip
koymuştur. Ben o
üç ilkeyi çok
önemsiyor ve
diyorum ki;
tarihin herhangi
bir döneminde ve
herhangi bir
topluluk
tarafından bu
üç ilkeyi esas
olarak
uygulayabilen
toplum,
Müslümanca bir
ekonomi
geliştirmiş
olur. O
ilkeler
şunlardır:
1-Bu pazarda
fiyatları Allah
tesbit
edecektir:
Bir malın ilk
aşamasından son
aşamasına kadar
geçirdiği
evreler
esnasında hak
ettiği bedeli
kimsenin tam
olarak tayin
edebilmesi
mümkün değildir.
Çünkü fiyat
teşekkülünde
adaletli
olabilmek için
sonsuz bilgiye
ihtiyaç vardır.
Bunu Allah’tan
başka kimsenin
tayin etmesi
mümkün değildir.
Eğer bir yerde
kimsenin
müdahalesi
olmadan fiyatlar
teşekkül
ediyorsa bu,
Sünnetullah’ a
uygundur. Fakat
bu kapitalizm
değildir, çünkü
kapitalizmin
büyük numarası,
piyasayı boğan
bir sistem
olduğu halde
kendisini
serbest piyasa
ekonomisi diye
sunmasıdır.
Kapitalist
sistemdeki
müteşebbisler
doğal olarak
kendi
sermayelerini
sonsuzca
arttırmak
isterler ve bu
yüzden serbest
piyasa karı
yerine tekel
karını tercih
ederler. Çünkü
serbest piyasa
karı en düşük
kar, tekel karı
ise en yüksek
kardır.
Piyasayı
doğal seyrine
bıraktığınızda
tekelciliğin
yaşaması mümkün
değildir.
Çünkü
istatistiki
olarak biliyoruz
ki cemiyette her
zaman daha
uyanıklar, daha
kabiliyetliler
çıkacak ve
mevcut tekelci
konum
aşınacaktır.
Eğer böyle
olmuyorsa arkada
büyük bir gücün
desteği var
demektir. Bu güç
ise devlettir.
Demek ki
kapitalizm;
devlet gücüyle,
tekelleşme
eğilimindeki
ekonomik gücün
izdivacıdır, iç
içe geçmesidir.
Devlet olmadan
kapitalizm olmaz,
tıpkı Cahiliye
Mekkesi’nde
olduğu gibi.
Sizce Ebu Cehil,
siyasi gücü
olmadan Mekke
Pazarı’nda fiyat
oluşumunu
etkileyebilir
miydi? Avrupa’da
da 16-17.
y.y.dan itibaren
devlet kurma ile
şirket kurma,
pazar oluşturma,
birbirlerini
besleyen ve
paralel akan
süreçler olmuş,
bu yüzden de
kapitalizm hüküm
sürmüştür.
Kapitalizm
hakkında,
Liberallerle
Marksistler
arasında 150
yıldır süren
fakat yanlış
zeminde yapılan
bir tartışma
var.
Liberaller;
“Kapitalizm,
serbest piyasa
düzenidir. Böyle
bir sistemde
insanların
menfaatleri
örtüşür ve
herkes bundan
pay alır”
diyorlar iken
Marksistler ise;
“Rekabet kötü
bir şeydir çünkü
toplumda, üretim
araçlarına sahip
olanların
yanında
zincirlerinden
başka kaybedecek
hiçbir şeyi
olmayan
güçsüzler,
işçiler var.
Bundan dolayı
toplumdaki
rekabet sömürü
ile sonuçlanır”
diyorlar. Dikkat
ederseniz her
ikisi de
kapitalizmin bir
rekabet sistemi
olduğu
yanlışlığı
noktasında
uyuşuyorlar.
Braudel ise
bunlara muhalif
olarak;
“Tarihi olarak
dünyanın hiçbir
yerinde
kapitalizm bir
rekabet düzeni
olmamıştır.
Tam aksine
kapitalistler,
fırsat
buldukları her
noktada piyasayı
bastırmaya,
boğmaya
çalışmışlardır,”
demektedir.
Kısacası Hz.
Peygamber
tarafından
Medine Pazarı
için öngörülen
müdahalesiz
doğal seyir ile
fiyatlar
herkesin razı
olacağı hale
gelecektir.
2-Bu pazarda
vergi
alınmayacaktır:
Pazara
satmak üzere
götürdüğünüz
mala vergi
ödüyorsanız, bu
vergiyi
satacağınız o
mala yansıtmak
durumundasınız.
Üstelik malınızı
satıp
satamayacağınız
da belli değil.
Halbuki bu
sistemde vergi
ödemeyeceğiniz
için malınızı
daha ucuza
satacaksınız ve
verginizi
zenginleşince
artan
servetinizden
vereceksiniz. Bu
sistemde
müteşebbisin
teşvik edilmesi
ve fiyatların
düşük olması
sebebiyle
iktisadi
faaliyetin de
önü kesilmemiş
olur.
3-Bu pazarda
kimsenin belli
bir yeri
olmayacaktır.
Pazar yerinde
köşe başları
daha
kıymetlidir. Siz
bir defa şansla
bir köşeyi
kaparsanız ve
sürekli aynı
yeri
çalıştırırsanız
orada bir rant
oluşur. Fakat
getirilen bu
ilkeyle kazanç
imkanları
sürekli olarak
yeniden
dönüşebilir ve
yeniden hak
edilebilir
olur.
Hz. Peygamber’
in Medine’deki
pazar yerinde
uyguladığı bu üç
ilke, nerede
uygulanırsa
uygulansın böyle
bir ekonomi,
Müslümanca
yürütülen bir
ekonomi olur. |