|
Sıddıkıyetin
kutbu Hz. Ebu
Bekir, adaletin
kutbu Hz. Ömer,
terkin kutbu
İbrahim Ethem,
zühdün kutbu
Bayezid-i
Bestami,
takvanın kutbu
Cüneyd-i
Bağdadi,
yardımın,
himmetin,
mededin kutbu
Abdulkadir
Geylani’dir.
Aşkın kutbu ise
Mevlana’dır
Hz. Mevlana,
aşkta bir
kutuptur. Aşk
kelimesi,
Hindistan’daki
bir sarmaşıktan
gelmektedir. Bu
sarmaşık
herhangi bir
ağaca sarılır ve
iki sene
içerisinde o
ağacı sardığı
köklerle öyle
bir emer ki ağaç
yok olur gider.
Biz sevgimizi,
beğenimizi,
hevesimizi aşk
zannediyoruz.
Aşk böyle olursa
aşk olur, işte
Mevlana böyle
bir aşıktır.
Semayı ilk
ortaya çıkaran
Mevlâna
değildir.
İlk olarak şeyhi
Necmeddin-i
Kübra
semadan
bahsetmiş,
Mevlâna ise
mevcut semaya en
fazla iltifat
etmiş benimsemiş
kişidir.
Sema bir çok
sembolleri
içerir.
Mevlâna’ya göre;
“atom
çekirdeğinin
etrafındaki
nötron, proton,
elektronlardan
tutun da
galaksilere
kadar her şey
dönüyorsa
varlığın sebebi
dönmektir, o
halde ben niye
dönmeyeyim”
düşüncesidir.
Bu dönüşün bir
takım teknikleri
bulunmakta. Sol
bacağa direk,
sağ bacağa ve
tam bir dönüşe
çark denir. Tam
dönüş bir
seferde olur.
Dönüş ise sol
ayak yerde
dururken çarkın
onun etrafında
360 derece
dönmesiyle
tamamlanır.
Gövde her çarkta
aynı istikamete
gelir. O
istikamet ise
kutuphanedir.
Semahane
de bir takım
sembolik
mânâları içerir.
O hem üzerinde
yaşadığımız
dünya, hem de
benim
kainatımdır.
Mevleviler
ayinin başında
ney
taksiminden
evvel
Mevlâna’nın
Rasulullah
efendimize
olan muhabbetini
ortaya koyan
şiirlerden
birini okurlar.
Bu¸” biz
Muhammed
(SAV)’in yüzü
suyu hürmetine
varız”
düşüncesinin
idrakidir.
Akabinde ney
çalınması, Cenab-ı
Hakk’ın Nur-u
Muhammedi’yi
yarattıktan
sonra bir müddet
kadar bekleme
süresini
anlatır.
Sonra dervişler
ellerini yere
vurarak
kalkarlar.
Elin yere
vurulup
kalkılması,
Allah’ın
“kün-ol” emrinin
işaretidir.
Sonra
semahanenin
etrafını
dolaşırlar. Bu
da bir çok
manalar içerir.
Semahanede, şeyh
postuyla
kutuphane
arasında var
olduğu kabul
edilen bir çizgi
vardır, ona hatt-ı
istiva denir. O,
hakikate
giden en kısa
yolu gösterir.
Bu aynı zamanda
bir geometri
kaidesidir ve o
kaideye göre iki
nokta arasındaki
en kısa yol bir
doğrudur. O
doğru yolu da
ancak mürşid
bilir ve çizgiye
ancak mürşid
basabilir.
Hiçbir insan
tek başına doğru
yolu bulamaz,
hiçbir şey
yapamaz.
Otokontrol diye
bir şey yoktur,
o ancak
makinelere
mahsustur.
Sen seni kontrol
edemezsin, seni
başka bir insan
kontrol eder.
Sen evvela
aczini itiraf
et, sonra
kemâlini idrak
etmeye
başlarsın. İnsan
hiçbir yere
kendi başına
varamayacağı
için hakikat
ilmine mürşidin
gittiği yoldan
onun bastığı
yere basarak
gidebilir. Hatta
isteyen bu
düşünceleri
sembolize eder.
Böylece
semahanenin
etrafı üç defa
devredilir. Bu
devir aynı
zamanda ilmin
üç mertebesi
olan ilmel
yakin, aynel
yakin, hakkal
yakin
mertebelerini
ifade eder.
Mesela benim
size Konya’yı
anlatmam ilmel
yakin, gidip
görmeniz aynel
yakin, içinde
birkaç sene
yaşamanız hakkal
yakin olur.
Bizde ilim bu üç
mertebe ile
algılanır, yani
duyarak, görerek
ve olarak..
Dinin iki ana
unsuru vardır.
Birisi “eda-i
mükellefiyet”
diğeri de
“izhar-ı
muhabbet” tir.
Bize Cenab-ı
Hakk’ın
yüklediği bir
takım
yükümlülükleri
ve nasıl
yapacağımızı
Efendimizden,
imamlardan,
müctehitlerden
öğreniriz ve
yerine
getiririz. Bu
eda-i
mükellefiyet
kısmıdır. Bir de
izhar-ı muhabbet
vardır ki şöyle
açıklanabilir:
Çok sevdiğin
annene babana
kahve pişirmek,
onlara hizmet
etmektir. Ama
sade kahve
seviyor diye
kahvesini sade
pişirmek sevgini
izhar etmektir
yani izhar-ı
muhabbettir. O
bir inceliktir
ve onu nasıl
ortaya
koyacağımızı da
bize tarikatte
içtihat sahibi
öğretir. Onlara
da “Pir” denir. |