|
İSLAM
Bugün kültürel
İslam, iman
İslam'ı, Türk
İslam'ı, Osmanlı
İslam'ı, Kuran
İslam'ı, gibi
yaşadığımız din
hakkında bir
takım
isimlendirmelerin
oluşturulduğunu
görüyoruz.
Türkiye' de
yaşanan İslam'la
ilgili ciddi ve
ilmi bir
araştırma yok.
Ne kadar insanın
müslüman olduğu,
İslam'ı hangi
anlayışla, nasıl
yaşadığı
konusundaki
bilgilerimiz hep
tahminlere
dayanıyor.
Aslında
İslami anlayış
ve
yaşayışlardaki
farklılıklar
yalnız bugünün
meselesi
değildir.
Osmanlı
geleneğini
araştıran bazı
ilim adamları,
ulema İslam'ı,
halk İslam'ı ve
tekke İslam'ı
olmak üzere üç
farklı İslam'dan
bahsediyorlar.
Bunların yanında
bir de İslam'ın
bünyesinden
çıkmış fakat
gayri İslami
hüviyette
bulunan
anlayışlar var.
Osmanlı' ya
kuruluş
dönemlerinde
sofiyye ya da
tekke İslam'ı
öncülük etmiş
devletleştikten
sonra ise
hanefilik resmi
mezhep olarak
kabul
edilmiştir.
Deyim
yerindeyse,
siyasi irade
kendi
inisyatifiyle
doğru İslam
anlayışını
tespit edip
ortaya koymuştur.
Bundan sonra
sizin farklı bir
İslam
anlayışının
propagandasını
yapmanız mümkün
değildir.
Seçilen İslam'ın
ideal İslam'la
örtüşüp
örtüşmediğini
tartışabilmeniz
için artık test
edebilme
imkanınız da
kalmamıştır.
Bundan dolayıdır
ki Osmanlı' yı
günümüzle kıyas
ettiğimizde
farklılıklar
olmasına rağmen
orada daha
yeknesak, tek
tip İslam
anlayışının
ziyadeliğini
görürüz.
Bugün biz
daha müşkil bir
durumdayız.
Çünkü o zaman üç
grup varken
bugün her yeni
ilim adamı veya
grup kendi İslam
anlayışının
doğru olduğunu
ileri sürüyor,
etrafındaki
insanlar da
"evet, doğru
budur" diye
elleriyle onu
işaret
ediyorlar. Bu
çevreler çoğu
kez de diğer
İslam
anlayışlarını
farklı ve yeni
renkler olarak
görmüyorlar
aksine
durdukları yer
için "hayır,
İslam budur,
bunu ötesi
küfürdür" diye
nitelendiriyorlar.
Madem ki tarihte
farklı İslam
anlayışları
olmuş bugün de
olması bu açıdan
tabiidir. Peki
bugün camiamızın
yaşadığı
İslam'la doğru
anlaşılan İslam
arasında bir
örtüşme var mı?
Bu da çok
problemli çünkü
bunları takdim
edenler
insanlardır
dolayısıyla
görecelidir.
Yani bir insan
İslam'dan neyi
anladı ve neyi
yaşadıysa o
kimse için İslam
odur.Onun
karşısındaki ise
yanlıştır,
eksiktir,
kusurludur.
Karşısındakine
sunduğumuzda ise
bu zıtlar
tersine döner.
Mesela bana
sorduğunuzda
şahsen ve
mecburen bu
soruya kendimden
hareketle cevap
veririm.
Şimdi
detaylarıyla,
incelikleriyle
ve teorik olarak
kitaplara,
makalelere
dökülen ve
okuyarak
öğrendiğimiz
yaşantıyı bir
kenara
bırakıyorum,
çünkü o çok zor.
Bugün sünni
kesimde kabul
edilen alimlerin
ortaya
koydukları İslam
anlayışları
birbirinden o
kadar farklı ki
eğer o
anlayışlar yüz
sene evvel
ortaya konsaydı
gayri sünni
değil gayri
İslami
anlayışlar
içerisinde
mütalaa
edilirlerdi;
yani islam
dışına
atılırlardı.
Fakat biz onları
hemen
dışlamıyoruz.
Demek ki bu çağ
müslümanları
daha hoşgörülü
olabiliyorlar.
Gerçi bugün
de bizim henüz
sünniliğin bile
dışına
atamadığımız
kişileri
İslam'ın dışına
atan hatta katli
vaciptir diyen
üstelik oldukça
saygın insanlar
var Türkiye' de.
İşte bu kadar
gürültünün ve
patırtının
içerisinde sizin
bir İslam
anlayışı ortaya
koyarak: "İdeal
İslam budur,
dünyada ve
ahirette mutlu
olmak isteyenler
İslam'ı böyle
anlasınlar ve
yaşasınlar."
demeniz mümkün
değil gibi
gözüküyor.
Osmanlı' nın
devamı olan
Türkiye' de
sağlıklı ve
farklı bir adla
anacağımız ve
saydığımız
İslami
yaşayışları da
içine alacak
geniş bir İslam
dairesi çizmek
zorundayız. O
dairenin içinde
kalan İslam
anlayışı sahih
ve meşru
görülmeli ve
bunlar İslam'ın
renkleri olarak
kabul
edilmelidir.
Doğru İslam
anlayışına
evrensel ve daha
sürekli metodlar
üreterek
ulaşabileceğimizi
düşünüyorum.
Bu konuda da
üretilen ve
yaşanan İslam'an
çok İslam'ı
üretirken
kullandığımız
usül ve metod
önemlidir.. |